Kamu yararı (utilitas publica), hukuk düzeninin dayandığı en eski ve en tartışmalı kavramlardan biridir.Devletin varlık nedeni, bireysel çıkarların ötesinde ortak iyiyi (bonum commune) gerçekleştirmektir.Bu kavram, tarih boyunca ahlak felsefesi, siyaset teorisi ve hukuk düşüncesi içinde farklı biçimlerde yorumlanmıştır.
Madencilikte ise kamu yararı, yalnız ekonomik faydayı değil, doğa–toplum–insan üçlüsünün dengesini temsil eder.

1. Antik Dönem: Ortak İyiden Kamusal Faydaya

Kamu yararı düşüncesi, kökenini Antik Yunan’ın “polis” etiğinde bulur.
Platon’a göre iyi devlet, “herkesin kendi yetisine uygun biçimde ortak iyiyi gerçekleştirdiği” devlettir (Politeia).
Aristoteles ise siyaseti “ortak yaşamın en yüksek amacı” olarak görür;
“İnsan politik bir hayvandır, çünkü yalnız o adalet duygusuna sahiptir.” (Politika, I, 1253a)
Bu adalet duygusu, bireysel menfaatin ötesinde bir kamusal denge fikrini doğurur.
Roma hukukunda bu fikir “utilitas publica” terimiyle kurumsallaşmış, kamu yararı devletin meşruiyet ölçütü haline gelmiştir.
Madenlerin kamuya ait sayılması ilkesi, bu Roma geleneğinin doğal uzantısıdır.
Zira doğa, bireylerin mülkü değil, “res communis” – herkesin ortak alanıdır.

2. Orta Çağ ve Tanrısal Düzen Anlayışı

Orta Çağ’da kamu yararı kavramı Tanrısal düzen (ordo divinus) içinde anlam kazanır.
Aziz Augustinus ve Thomas Aquinas, “ortak iyinin Tanrı’nın düzeninin yeryüzündeki yansıması” olduğunu savunurlar.
Aquinas’a göre adaletin amacı “bonum commune”dir;
“Bireysel çıkar, ortak iyinin emrine tabidir.” (Summa Theologica, I-II, q.90–97)
Bu anlayış, doğanın da Tanrısal bir düzenin parçası olduğu düşüncesine dayanır.
Dolayısıyla doğaya zarar vermek, sadece topluma değil, Tanrısal düzene de zarar vermektir.
Madencilik, bu çağda “doğal düzeni bozmadığı sürece meşru” görülmüştür.

3. Modern Dönem: Yararcılık ve Egemenlik

Aydınlanma ile birlikte kamu yararı, ilahî düzenden bağımsızlaşır;
artık rasyonel toplum sözleşmesi ve yararcılık (utilitarianism) üzerine kurulur.
• Thomas Hobbes, kamu yararını “devletin düzeni ve güvenliği” olarak tanımlar.
Bireyler, doğal haklarından bir kısmını devlete devrederek “ortak güvenliği” sağlarlar (Leviathan, 1651).
• John Locke, mülkiyet hakkını kutsal sayarken, “doğal kaynakların paylaşımında adalet”i kamu yararının temeli olarak görür.
• Jeremy Bentham ve John Stuart Mill, kamu yararını “en çok sayıda insanın en büyük mutluluğu” olarak tanımlarlar.
Ancak bu tanım, çoğu zaman doğanın değil, yalnız insanın refahını ölçü alır.
Bu anlayış, modern madenciliğin ideolojik temelini oluşturur:
Kaynaklar, “ulusal refah” için çıkarılır; çevreye verilen zarar “kaçınılmaz maliyet” olarak kabul edilir.
Böylece kamu yararı kavramı, antroposantrik bir anlam kazanır.

4. Çağdaş Dönem: Ekolojik ve Etik Kamu Yararı

20.yüzyılın ortalarından itibaren çevre krizleri, kamu yararı kavramının felsefi sınırlarını yeniden belirlemiştir.
Artık kamu yararı yalnız “insanların refahı” değil, doğanın varlık hakkı ve gelecek kuşakların yaşam koşulları anlamına gelmektedir.
Bu dönüşüm, üç düşünsel eksende gelişmiştir:
a) Hans Jonas – Sorumluluk İlkesi
“Eylemin kapsamı büyüdükçe, sorumluluk ufku da genişlemelidir.” (Das Prinzip Verantwortung, 1979)
Jonas’a göre modern teknoloji, doğa üzerinde geri dönülmez etkiler yaratır.
Bu nedenle kamu yararı, artık sadece bugünün insanını değil, geleceğin varlığını da kapsamalıdır.
b) Arne Naess – Derin Ekoloji
Naess, “doğanın değeri insan yararına indirgenemez” diyerek ekosantrik kamu yararı anlayışını savunur.
Bu bakış, doğayı ortak iyinin bir öznesi olarak kabul eder.
c) Aldo Leopold – Toprak Etiği
“İnsan, doğanın efendisi değil, topluluğun bir üyesidir.” (A Sand County Almanac, 1949)
Leopold’un “toprak etiği”, kamu yararını ekolojik bütünlükle birleştirir:
Kamu yararı, doğayı tahrip eden değil, onunla birlikte var olan toplumun yararıdır.

5. Madencilikte Kamu Yararı: Ekonomiden Etik Değere

Madencilikte kamu yararı kavramı tarihsel olarak ekonomik gerekçelere dayanmıştır.
Ancak günümüzde madenin çıkarılma biçimi, çevresel etkileri ve toplumsal sonuçları göz önüne alındığında bu kavram artık etik bir boyut kazanmıştır.
Bir madenin çıkarılması:
•ekonomik olarak faydalı olabilir,
•hukuken izinli olabilir,
ama jeoetik açıdan meşru olmayabilir.

Jeoetik bakışa göre kamu yararı:

“Doğal kaynakların adil, dengeli ve sürdürülebilir biçimde kullanılması; doğanın bütünlüğünün, toplumun refahının ve gelecek kuşakların yaşam hakkının birlikte gözetilmesidir.”
Bu anlayışta madencilik, yalnız yeraltı zenginliği değil, doğa–insan dengesinin korunması olarak görülür.
Böylece kamu yararı, maddi bir kazanç değil, ahlaki bir yükümlülük haline gelir.

6. Sonuç: Kamu Yararı Kavramının Etik Yeniden Yorumlanışı

Kamu yararı, modern madenciliğin hem meşruiyet hem de sorumluluk kaynağıdır.
Ancak bu kavram, yalnız yasal değil, etik bir bilinçle anlam kazanabilir.
Gerçek kamu yararı, doğayı araç değil, ortak yaşam alanı olarak gören anlayıştır.
“Doğayı korumak, kamu yararını korumaktır; çünkü kamu, yalnız insanlardan ibaret değildir.”
Bu felsefi dönüşüm, madencilikte etik, hukuk ve çevre bilincinin kesişim noktasını oluşturur.

Kaynakça Önerileri
1. Platon, Politeia (Devlet).
2. Aristoteles, Politika.
3. Thomas Aquinas, Summa Theologica.
4. Thomas Hobbes, Leviathan, 1651.
5. Jeremy Bentham, An Introduction to the Principles of Morals and Legislation, 1789.
6. Hans Jonas, Das Prinzip Verantwortung, 1979.
7. Aldo Leopold, A Sand County Almanac, 1949.
8. Arne Naess, Ecology, Community and Lifestyle, 1989.
9. Silvia Peppoloni & G. Di Capua, Geoethics, Elsevier, 2017.
10. Huriye Kubilay, Madencilik Hukukunda Kamu Yararı ve Çevre Sorumluluğu, 2021.

CategoryUncategorized

© 2016 Av. Ömer Günay

Avukat ÖMER GÜNAY

+90 536 892 51 45

omerguna@hotmail.com

Kızılay Mah. Necatibey Cad. 19/1 Çankaya - ANKARA