Özet: Türk madencilik sektörü, 2025-2026 döneminde yabancı sermayeden yerli büyük ölçekli holdinglere doğru radikal bir mülkiyet kayması yaşamaktadır. Bu çalışma; gerçekleşen ve beklenen stratejik devirleri, devlet işletmeciliği ile özel sektör imtiyazı arasındaki anayasal gerilimi ve AYM’nin 2025/233 K. sayılı “sürdürülebilir denetim” içtihadını sentezleyerek bir kamu yararı analizi sunmaktadır.

  1. SEKTÖREL PROJEKSİYON: EL DEĞİŞTİREN STRATEJİK SAHALAR

Yabancı sermayenin “yüksek risk maliyeti” ve “sıkılaşan yargı denetimi” nedeniyle çekildiği sahalar, yerli konsolidasyon grupları tarafından devralınmaktadır:

  • Çayeli Bakır & Çöpler Altın: Cengiz Holding bünyesine geçen bu sahalar, bakır ve altın üretiminde yerli dikey bütünleşmenin merkezine yerleşmiştir.
  • Koza Altın & Tüprag Sahaları: Varlık Fonu kontrolündeki Koza sahaları ile Eldorado Gold’un (Tüprag) Kışladağ gibi operasyonları, önümüzdeki dönemin potansiyel devir/ortaklık adaylarıdır.

 

  1. ANAYASAL DİLEMMA: DEVLET İŞLETMECİLİĞİ VS. ÖZEL SEKTÖR TEKELİ

Anayasa’nın 168. maddesi, madenlerin işletilmesinde önceliği devlete verirken, özel sektöre devri “kamu yararı” şartına bağlar. Bu noktada “Karşılaştırmalı Kamu Yararı Analizi” şu sonuçları vermektedir:

  1. Devlet İşletmeciliği (Eti Maden Modeli)
  • Avantajlar: Stratejik stok yönetimi, milli güvenlik ve kârın doğrudan kamu bütçesine aktarılması.
  • Dezavantajlar: Bürokrasi nedeniyle teknolojik adaptasyon hızı ve sermaye yatırımındaki hantallık.
  1. Özel Sektör İmtiyazı ve Tekelleşme Riski
  • Avantajlar: Dinamik yatırım kapasitesi ve yüksek operasyonel verimlilik.
  • Riskler: Kâr maksimizasyonu uğruna çevresel maliyetlerin toplumsallaştırılması ve piyasada “iktisadi tekel” oluşturarak yerli sanayicinin ham maddeye erişimini zorlaştırması.

 

III. ANAYASAL KIRILMA NOKTASI: AYM’NİN K.2025/233 SAYILI KARARI

Makalenin hukuki omurgasını, Anayasa Mahkemesi’nin 26/11/2025 tarihli (E.2024/133, K.2025/233) kararı oluşturmaktadır. Bu karar, madencilikte “serbestleşme” adı altında denetimin gevşetilmesine izin vermeyen bir anayasal barajdır.

  1. Teknik Denetimin “Olmazsa Olmaz” Niteliği

AYM, rezerv raporlama ve teknik denetim standartlarının (UMREK vb.) idari tasarrufla esnetilemeyeceğine hükmetmiştir. Devletin, tabii kaynakları işletirken “bilimsel veriye dayalı denetim” yapması, Anayasa m. 168’den doğan ve devredilemez bir ödevidir.

  1. Nesiller Arası Adalet (Anayasa m. 56)

Kararda, madenlerin sadece bugünkü ekonomik getiri için tüketilmesinin, “gelecek nesillerin çevre hakkını” ihlal edeceği açıkça belirtilmiştir. Bu durum, madenleri devralan holdinglerin sadece bugünkü kârdan değil, sahanın gelecekteki çevresel durumundan da “nesiller boyu” sorumlu tutulabileceği bir hukuki zemin hazırlamıştır.

 

  1. SONUÇ VE HUKUKİ DEĞERLENDİRME

Yabancı sermayenin çıkışı, Türkiye’de “yargısal aktivizm” ile tahkim edilen katı tazminat ve çevre rejiminin bir sonucudur. Yerli holdingler bu sahaları devralırken, AYM’nin K.2025/233 sayılı kararıyla sınırları çizilen;

  1. Esnetilemez teknik denetim standartlarını,
  2. Mülkiyet hakkı kapsamında “kusursuz sorumluluğu”,
  3. Ve nesiller arası çevre hakkını,

birer “yasal maliyet” olarak üstlenmişlerdir. Sonuç olarak; Türkiye’de madenlerin mülkiyeti el değiştirirken, “idari bağışıklık” yerini “anayasal sorumluluğa” bırakmaktadır.

 

© 2016 Av. Ömer Günay

Avukat ÖMER GÜNAY

+90 536 892 51 45

omerguna@hotmail.com

Kızılay Mah. Necatibey Cad. 19/1 Çankaya - ANKARA

error: Content is protected !!