Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından 5 Mart 2026 tarihinde yayımlanan Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Yönetmeliği değişikliği ve hemen ardından yürürlüğe giren 2026/4 sayılı Genelge, Türkiye’nin çevre politikalarında yeni bir dönem başlattı. Yatırım süreçlerini hızlandırmayı amaçlayan bu düzenlemeler, çevre örgütleri ve hukukçular tarafından “doğanın kuralsızca sömürülmesi” eleştirileriyle yargıya taşındı.

İşte Yönetmelik ve Genelge’nin birlikte getirdiği yapısal değişiklikler ve bu değişikliklerin gölgesinde büyüyen Anayasa Mahkemesi (AYM) süreci:

Madde Madde ÇED Sistemindeki Yeni Düzenlemeler

  • “ÇED Gerekli Değildir” Kavramı Tarihe Karıştı: Yönetmelik ve Genelge’nin getirdiği en dikkat çekici değişiklik, kamuoyunda sıkça tartışılan “ÇED Gerekli Değildir” ve “ÇED Gereklidir” ibarelerinin mevzuattan çıkarılması oldu. Artık Ek-2 listesindeki projeler için kapsamlı bir rapor hazırlanmadan, sadece Proje Tanıtım Dosyası (PTD) üzerinden doğrudan “ÇED Olumlu” kararı verilebilecek. ÇED gerektiren durumlarda ise karar “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” şeklinde adlandırılacak.
  • Yetki İl Müdürlüklerine Devredildi: Genelge ile, Bakanlığın sahip olduğu “ÇED Olumlu” veya “ÇED Raporu Hazırlanmalıdır” kararlarını verme yetkisi, bürokrasiyi azaltmak amacıyla Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği İl Müdürlüklerine devredildi.
  • ÇED Öncesi İzin ve Ruhsat Yolu Açıldı: Değişikliğin dayanağı olan 7554 sayılı Kanun ile birlikte, yatırımcıların projeleri için ÇED süreci henüz tamamlanmadan teşvik, onay, izin ve yapı ruhsatı süreçlerine başvuru yapabilmelerinin önü açıldı.
  • İnşaat Öncesi Denetimler Kaldırıldı: ÇED denetim süreçlerinden “inşaat öncesi” aşama tamamen çıkarıldı. Çevre örgütleri, bir projenin hazırlık ve inşaat aşamasının da tek başına büyük çevresel tahribatlar yaratabileceğini belirterek bu duruma tepki gösteriyor.
  • Muafiyetin Kapsamı Genişletildi ve “Kazanılmış Hak” Oldu: Yönetmelikte yer alan “kanunen muafiyet” ifadesindeki “kanunen” kelimesi çıkarıldı ve muafiyet durumu “kazanılmış hak” çerçevesinde yeniden tanımlandı. Bu durum, kanun değişikliğine ihtiyaç duyulmaksızın yönetmelik düzeyinde idari kararlarla yeni muafiyetler getirilmesinin yolunu açıyor.
  • Bakanlığa Sınırsız Takdir Yetkisi: “Olağanüstü durumlar ve özel hükümler” başlığı altına “kuraklık” ibaresi ile turizm bölgelerindeki yatırımlar eklendi. Buna göre turizm merkezlerindeki tesisler ve kuraklık gerekçeli projelerde ÇED sürecinin nasıl yürütüleceği tamamen Bakanlığın inisiyatifine bırakıldı.
  • Yatırımcı Lehine Eşik Değerler Yükseltildi: ÇED zorunluluğu için belirlenen alt sınırlar yatırımcı lehine esnetildi. Örneğin arazi tipi Güneş Enerjisi Santralleri (GES) için alt sınır 20 hektardan 25 hektara çıkarıldı ve 2 hektarlık yüzer GES projeleri sisteme dâhil edildi. Demiryollarında 70 kilometreye kadar olan hat çoğaltmaları ve 400.000 ton/yıl kapasitenin altındaki maden kırma-eleme tesisleri ÇED kapsamı dışında bırakılarak süreç kolaylaştırıldı.
  • Süreler Netleşti, Süreçler Dijitalleşti: Tüm inceleme ve iade süreçlerindeki “ay” tabirleri net “takvim günü” (örneğin 30, 90, 180 gün) olarak değiştirildi. Genelge, bu sürelerin sadece yetkili firmanın dosyayı hazırlayacağı zamanı kapsadığını netleştirdi. Ayrıca tüm sürecin e-ÇED (Çevrimiçi ÇED Süreci Yönetim Sistemi) üzerinden yürütülmesi zorunlu kılındı.

Anayasa Mahkemesi Süreci ve Hukuken Tartışılan Konular

Sivil toplum kuruluşları ve hukukçular, yapılan değişikliklerin ÇED sürecini fiilen işlevsizleştirdiği görüşünde. Yönetmeliğin yasal dayanağı olan 24 Temmuz 2025 tarihli ve 7554 sayılı Kanun’un iptali ve yürütmesinin durdurulması için 260 muhalefet milletvekilinin imzasıyla 17 Eylül 2025 tarihinde Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) iptal davası açıldı. Yüksek Mahkeme, 8 Ekim 2025 tarihinde yaptığı ilk incelemede usulden eksiklik bulmayarak davayı esastan inceleme kararı aldı.

Değişikliklerin yargıya taşınma nedenleri ve hukuki tartışmalar şu temellere dayanıyor:

  • Önleme İlkesinin İhlali ve Algı Operasyonu İddiası: Ege Çevre ve Kültür Platformu (EGEÇEP) Hukuk Kurulu, “ÇED Gerekli Değildir” ibaresinin “ÇED Olumlu” olarak değiştirilmesinin bir “algı operasyonu” olduğunu savunuyor. Gerçekte kapsamlı bir rapor (ÇED) hazırlanmadan, halkın katılımı toplantıları işletilmeden onay verilmesinin çevre hukukunun en önemli unsuru olan “önleme ilkesini” (zararı oluşmadan engelleme) ortadan kaldırdığı belirtiliyor.
  • Anayasa’nın 17. ve 56. Maddelerine Aykırılık: Hukukçulara göre bu esneklikler, Anayasa’nın 17. maddesindeki “yaşama ile maddi ve manevi varlığını koruma” hakkı ile 56. maddesindeki “sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama” hakkının açık bir ihlalidir. Çevrenin korunmasının anayasal bir devlet ödevi olduğu ve ÇED sisteminin kâr hırsına kurban edilemeyeceği savunulmaktadır.
  • Uluslararası Sözleşmelerin Çiğnenmesi (Anayasa Madde 90): Değişikliklerin, Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca Türkiye’nin iç hukukunda üstün tutması gereken uluslararası antlaşmalara aykırı olduğu iddia edilmektedir. Özellikle bilgiye erişim, karar alma süreçlerine halkın katılımı ve adalete erişimi güvence altına alan Aarhus Sözleşmesi prensipleri, BM Rio Sözleşmesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 2. maddesi (yaşam hakkı) kapsamındaki uluslararası çevre yükümlülüklerinin bu mevzuatla ihlal edildiği hukuki itirazların temelini oluşturmaktadır.

Sonuç olarak; Bakanlık yeni Yönetmelik ve Genelge ile yatırımların önündeki bürokratik engelleri kaldırarak daha “pratik” bir onay mekanizması kurmayı hedeflerken, doğa savunucuları ve hukukçular gözlerini Anayasa Mahkemesi’nden gelecek iptal kararına çevirmiş durumda.

© 2016 Av. Ömer Günay

Avukat ÖMER GÜNAY

+90 536 892 51 45

omerguna@hotmail.com

Kızılay Mah. Necatibey Cad. 19/1 Çankaya - ANKARA

error: Content is protected !!