Giriş: İklim Romantizminden Jeopolitik Realizme
Davos 2026 zirvesi, küresel ajandanın “iklim krizi” odaklı söylemlerden “jeopolitik realizm” eksenine sert bir geçiş yaptığı yıl olarak tarihe geçmektedir. Zirvede hakim olan hava; yeşil dönüşüm ideallerinin yerini gümrük vergilerine, ticaret savaşlarına ve “güçlünün kural koyma imtiyazına” bıraktığını göstermiştir. Bu tablo, enerji ve maden politikalarımızın artık ekolojik bir temenniden ziyade, bir “ulusal savunma stratejisi” olarak kurgulanmasını zorunlu kılmaktadır.
Kuralsızlık Çağında Güvenlik Önceliği
Zirvede itiraf edilen “mevcut uluslararası kuralların artık geçerli olmadığı” gerçeği, enerji arz güvenliğini bir çevre meselesi olmaktan çıkarıp bir egemenlik meselesine dönüştürmüştür. Güçlü devletlerin gümrük vergilerini birer ekonomik silah olarak kullandığı bu yeni düzende, dışa bağımlı enerji modelleri en büyük stratejik zaafiyettir. Artık enerji politikalarında öncelik; iklim değişikliği parametrelerinden, bir kriz anında sistemi ayakta tutabilecek “şebeke dayanıklılığına” (resilience) kaymıştır.
Stratejik Sinerji: Yerli Kömür ve Yenilenebilir Enerji
Türkiye için bu kuralsızlık çağındaki en büyük kalkan, yerli kaynaklara yönelimdir. Bu noktada yerli linyit rezervlerimiz ve yenilenebilir enerji kaynaklarımız birbirinin rakibi değil, milli enerji kalesinin iki ana sütunudur:
1. Yerli Linyit: Küresel krizlerde dış müdahaleye kapalı en güvenilir “baz yük” gücüdür. Lojistik ve siyasi risklerden bağımsız bu kaynak, sistemin sarsılmaz çıpasıdır.
2. Yenilenebilir Enerji: Gümrük savaşlarında sanayicinin üzerindeki “karbon maliyeti” yükünü hafifleten ve küresel rekabette hareket kabiliyeti sağlayan çevik güçtür.
Nihai Çözüm: Demokrasi ve Hukukun Üstünlüğü
Davos’un sunduğu “güçlünün kural yarattığı” karanlık tabloya karşı Türkiye’nin en büyük kozu, enerji ve maden yönetimini demokratik bir zemine oturtmaktır. Küresel baskılara ve keyfi gümrük duvarlarına karşı gerçek direnç, ancak şeffaf ve katılımcı bir sistemle inşa edilebilir:
• Şeffaf Yönetim: Madencilik ve enerji projelerinde süreçler stratejik hızla yönetilmeli; ancak bu hız liyakat, şeffaflık ve yargı denetimiyle dengelenmelidir.
• Toplumsal Mutabakat: Enerji politikaları, yerel paydaşların ve halkın sürece dahil edildiği demokratik mekanizmalarla yürütülmelidir. Gerçek enerji bağımsızlığı, toplumsal onayı (sosyal onay) alınmış projelerle mümkündür.
• Hak Temelli Otonomi: Sanayicinin ve bireyin kendi enerjisini üretme hakkı, sadece ekonomik bir teşvik değil, demokratik bir “katılım hakkı” olarak hukuki güvenceye kavuşturulmalıdır.
Sonuç: Egemenlik ve Demokrasi Sinerjisi
Davos 2026’nın mesajı nettir: Enerji güvenliği olmayan bir ülkenin çevreci olma lüksü yoktur. Ancak enerji güvenliğinin kalıcılığı da otoriterleşmeden değil, demokrasiden geçer. Türkiye; yerli linyit ve yenilenebilir kaynaklarıyla enerji egemenliğini tahkim ederken, bu süreci şeffaflık ve hukuk devleti ilkeleriyle yönetmek zorundadır. Güçlünün kural yarattığı bu dünyada, bizim en büyük gücümüz; yerli kaynağımız ve sarsılmaz demokrasi ısrarımız olacaktır.
