Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Duyuru — 03.07.2026

Çöpler'in El Değiştirmesi: Kamu Yararı mı, Ticari Kazanç mı?

Erzincan İliç'teki Çöpler Altın Madeni, 13 Şubat 2024'te yaşanan ve 9 işçinin hayatını kaybettiği yığın liçi kaymasının ardından Türkiye'nin en tartışmalı maden dosyası haline geldi. Facianın ceza davası henüz sonuçlanmamışken, madenin çoğunluk hissesi Haziran 2026 sonunda ABD/Kanada merkezli SSR Mining'den Cengiz Holding'e geçti. Bu rapor; facianın kendisini, satış sürecini, ceza davasının güncel durumunu, bilirkişi tartışmalarını ve sahiplik değişiminin hukuki sonuçlarını özetlemektedir. ________________________________________
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 7 Dk | Kategori: Duyuru

Çöpler'in El Değiştirmesi: Kamu Yararı mı, Ticari Kazanç mı?

Erzincan'ın İliç ilçesindeki Çöpler Altın Madeni, 13 Şubat 2024'te yaşanan ve dokuz maden işçisinin hayatını kaybettiği liç yığını kayması felaketiyle Türkiye'nin toplumsal hafızasına kazınmış bir sahadır. Yaklaşık 10 milyon metreküp siyanürlü malzemenin kayması, yalnızca bir iş cinayeti tartışması değil; madencilik rejimimizin izin, denetim ve yaptırım mimarisine ilişkin köklü bir sorgulama başlatmıştır. Bu sorgulamanın ortasında, 2026 yılında madenin mülkiyet yapısı tümüyle değişmiştir: Kanada/ABD merkezli SSR Mining, işletmeci şirket Anagold Madencilik'teki yüzde 80 oranındaki çoğunluk hissesini 1,5 milyar dolar bedelle Cengiz Holding'e devretmiş; kalan yüzde 20 pay Çalık Grubu bünyesindeki Lidya Madencilik'te kalmıştır. Devir; Çöpler sahasının yanı sıra Çakmaktepe, Bayramdere, Mavialtın ve Tunçpınar projelerini, tüm ruhsatları, varlıkları, hakları ve yükümlülükleri kapsamaktadır.

Bu makale, söz konusu devrin hukuki niteliğini "kamu yararı mı, ticari kazanç mı" ekseninde tartışmakta; madenin Türkiye'nin ikinci büyük altın madeni olma özelliğini ve sahadaki sülfitli cevherin yanında önemli sayılabilecek oksitli cevher varlığını bu tartışmanın merkezine yerleştirmektedir.

Sahanın Ekonomik Ağırlığı: İkinci Büyük Maden
Çöpler, Uşak'taki Kışladağ'dan sonra Türkiye'nin ikinci büyük altın madeni olarak kabul edilmektedir. Facia öncesinde yılda 6 tonun üzerinde altın üreten saha, 2020 yılında Türkiye'nin toplam altın üretiminin yaklaşık dörtte birini tek başına karşılamıştır. Bu ölçek, devrin neden sıradan bir şirket satın alması olarak okunamayacağını gösterir: söz konusu olan, ülkenin altın üretim kapasitesinin, cari açık politikasında kendisine stratejik rol biçilen bir kaleminin ve Fırat havzasındaki en riskli endüstriyel tesislerden birinin geleceğidir. 1,5 milyar dolarlık devir bedeli de sahanın ekonomik büyüklüğünü kendi başına ortaya koymaktadır.

Cevher Yapısı: Sülfitli Cevherin Yanında Oksitli Cevher Gerçeği
Çöpler yatağının teknik özelliği, tartışmanın çoğu zaman gözden kaçan ama belirleyici unsurudur. Resmi ÇED belgelerine göre sahada iki farklı cevher tipi çıkarılmakta ve iki ayrı proseste işlenmektedir: oksitli cevher, yığın liçi (heap leach) ve ADR (Adsorpsiyon/Desorpsiyon/Geri-kazanım) tesisinde; sülfitli cevher ise 2018'de devreye alınan, yaklaşık 660 milyon dolarlık yatırımla kurulan Basınçlı Oksidasyon (POX) ünitesinde zenginleştirilmektedir. Maden 2010'da oksitli cevherin yığın liçiyle kazanılmasıyla üretime başlamış; cevher kütlesinin sülfürlü mineraller de içermesi nedeniyle ikinci aşamada sülfit tesisi kurulmuştur.

2024 felaketine yol açan da tam olarak yığın liçi sahasıdır. Nitekim facia sonrasında işletmeci şirket, üretime yeniden başlanması halinde yalnızca kapalı sistem sülfit tesisiyle çalışılacağını, yığın liçi yönteminin uygulanmayacağını açıklamıştır. Ana Çöpler ocağında kalan rezervin ağırlığı da artık sülfitli cevherdedir; madenin öngörülen yaklaşık yirmi yıllık ömrü esasen sülfit tesisine dayanmaktadır.

Ancak tablo burada bitmemektedir. Devir kapsamına dahil edilen uydu sahalar — Çakmaktepe, Bayramdere ve Mavialtın (Ardıç) projeleri — ağırlıklı olarak oksitli cevherleşme içermektedir ve bu cevher tipinin ekonomik kazanım yöntemi yine yığın liçidir. Yani önemli sayılabilecek oksitli cevher varlığı, ana ocaktan çok, 1,5 milyar dolarlık satış paketine bilinçli olarak dahil edilmiş bu çevre sahalarda yatmaktadır. Burada kritik bir ekonomik-hukuki gerilim doğmaktadır: oksitli cevher potansiyeli önemli bir ekonomik değeri temsil ettiği ve muhtemelen devir bedeline yansıdığı sürece, bu cevheri kazanmanın yolu olan yığın liçinin ileride yeniden gündeme getirilmesi yönünde yapısal bir ticari baskı var olacaktır. Devralan şirketin yatırımını geri kazanma ve kârlılık hedefi, yalnızca sülfitli cevherle sınırlı bir üretim senaryosuna kalıcı olarak razı olup olmayacağı sorusunu kaçınılmaz kılar. Oksitli cevher varlığı, bu anlamda devrin fiyatına gömülü bir "opsiyon" niteliğindedir ve bu opsiyonun kullanılıp kullanılmayacağı, önümüzdeki dönemin en önemli kamu yararı sınavı olacaktır.

Hukuki Nitelik: Devir Bir Ticari İşlemdir
Devrin hukuki niteliği konusunda tereddüt yoktur: bu, iki özel hukuk kişisi arasında bedel karşılığı yapılmış bir hisse devri, yani tipik bir ticari işlemdir. Satıcı SSR Mining açısından işlem, facia sonrası ağırlaşan hukuki, itibari ve operasyonel riskten çıkış ve hissedar değeri yaratma amacı taşımaktadır; şirket yönetimi de satışı bu çerçevede, odağın Amerika kıtasındaki operasyonlara kaydırılması olarak sunmuştur. Alıcı açısından ise işlem, Türkiye'nin en değerli maden sahalarından birinin, üretimi durmuş ve izinleri iptal edilmiş olması nedeniyle muhtemelen tam kapasite değerinin altında bir bedelle portföye katılmasıdır.

Türk maden hukuku bu tabloyu şöyle çerçeveler: 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 4. maddesi uyarınca madenler devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; satılan şey maden değil, madeni işletme hakkını taşıyan şirketin hisseleridir. Hisse devrinde ruhsat aynı tüzel kişilikte (Anagold) kalır; şirketin çevresel yükümlülükleri, rehabilitasyon borçları ve idari sorumlulukları tüzel kişilikle birlikte aynen devam eder. Facia nedeniyle süren ceza davası ise şahsidir; hisselerin el değiştirmesi 43 sanık hakkındaki yargılamayı etkilemez. Devrin hüküm ifade edebilmesi MAPEG ve ilgili kurumların onayına bağlıdır; ancak bu onay, önceki bölümlerde tartışıldığı üzere, büyük ölçüde mevzuatta sayılı koşulların (mali yeterlilik, borç durumu, devir engeli bulunmaması) denetimiyle sınırlı bir bağlı yetkidir.

Kamu Yararı Nerede Aranmalı?

"Bu devir kamu yararı içeriyor mu" sorusu, hukuk tekniği bakımından yanlış yere yöneltilmiş bir sorudur; çünkü özel hukuk işlemi olan hisse devri, kamu yararı testine tabi bir idari işlem değildir. Ancak sorunun ardındaki kaygı tümüyle yerindedir ve doğru adresi vardır: kamu yararı, devrin kendisinde değil, devri çevreleyen idari kararlar zincirinde aranmalıdır.

Bu zincirin halkaları bellidir. Birincisi, felaketten üç gün sonra, 16 Şubat 2024'te Çevre Bakanlığı madenin çevre izin ve lisans belgesini iptal etmiş, faaliyetler durdurulmuştur. İkincisi, Danıştay, sahanın ÇED olumlu kararını iptal etmiştir; iptal gerekçeleri işletmecinin kusuruna değil, sahanın kendisine ilişkindir: madenin Kuzey Anadolu ve Doğu Anadolu fay sistemlerinin etki alanında bulunması ve beş barajı besleyen, sınır aşan Fırat Nehri'ni kirletme riski. Facia öncesinde yapılan keşifte 15 bilirkişi profesörden 13'ünün madenin kapatılması yönünde görüş bildirmiş olması, bu gerekçelerin ağırlığını göstermektedir. Üçüncüsü, devrin tamamlanmasının hemen ardından yeni çoğunluk hissedarı, üretimin yeniden başlatılması için ilgili kurumlara resmi başvurularını yapmıştır.

Kamu yararı denetiminin gerçek sınavı işte bu üçüncü halkada verilecektir. Sahanın işletilemezliğine ilişkin yargısal tespitler sahaya özgü olduğundan, işletmecinin değişmesi bu tespitleri kendiliğinden ortadan kaldırmaz. Yeni ÇED süreci ve yeni çevre izinleri, aynı fay, aynı nehir ve aynı topoğrafya gerçeğiyle yüzleşmek zorundadır. Üstelik oksitli cevher varlığı nedeniyle, verilecek izinlerin kapsamı hayati önemdedir: yalnızca sülfit tesisine izin verilmesi ile ileride yığın liçinin kapı aralanması arasındaki fark, İliç halkı ve Fırat havzası açısından iki ayrı gelecek anlamına gelmektedir.

Eleştiriler ve Karşı Görüşler
Devre yöneltilen eleştirilerin başında değerleme tartışması gelmektedir. SSR'ın İliç varlıklarının 2024 sonu itibarıyla yaklaşık 2,7 milyar dolar değerinde olduğunu, altın fiyatlarındaki artışa rağmen satışın 1,5 milyar dolardan yapıldığını ve aradaki farkın, ruhsat süresi, çevresel izinler ve üretim yöntemlerine ilişkin belirsizliklerin şirket değişikliğiyle giderileceği yönündeki beklentiyle, yani ticari olmaktan çok siyasi garantilerle açıklanabileceğini öne sürülmektedir. Bu okumaya göre devir, "isim değiştirerek temize çekilme" işlevi görmekte, iptal edilen izinlerin yeni sahip döneminde hızla yeniden alınacağı varsayımı fiyata yansımaktadır.

Karşı görüş ise işlemi olağan bir ticari yeniden yapılanma olarak değerlendirir: facia riskini fiyata yansıtan bir iskonto her satışta doğaldır; üretimi durmuş, izinleri iptal edilmiş bir varlığın defter değerinin altında satılması piyasa rasyonalitesine uygundur; madenin yeniden faaliyete geçmesi bölge istihdamı ve ülke ekonomisi için kayıpların telafisi anlamına gelir. Ayrıca yükümlülüklerin devirle birlikte aynen geçtiği, dolayısıyla hukuken bir "temize çekilme"nin söz konusu olmadığı savunulur.

Her iki görüşün de test edileceği yer aynıdır: yeni izin süreçlerinin şeffaflığı, bilimsel titizliği ve yargı denetimine dayanıklılığı.

Sonuç
Çöpler'in devri, hukuki formu itibarıyla tartışmasız bir ticari işlemdir; her iki taraf da rasyonel ekonomik saiklerle hareket etmiştir. Kamu yararı ise bu işlemin bir unsuru değil, işlemi çevreleyen idari kararların anayasal ölçütüdür. Türkiye'nin ikinci büyük altın madeninin, ÇED'i yargı kararıyla iptal edilmiş, çevre izni kaldırılmış ve dokuz işçinin hayatına mal olmuş bir sahada yeniden üretime geçip geçmeyeceği; geçecekse kapalı devre sülfit tesisiyle sınırlı mı kalacağı, yoksa devir paketine dahil edilen Çakmaktepe, Bayramdere ve Mavialtın sahalarındaki önemli oksitli cevher potansiyelinin çağırdığı yığın liçine bir gün yeniden dönülüp dönülmeyeceği — kamu yararının gerçek sınavı bu sorulardadır. Devir sözleşmesinin imzası ticari kazancın belgesidir; kamu yararının belgesi ise henüz yazılmamıştır ve onu yazacak olan, verilecek izinler ile bu izinleri denetleyecek yargı kararlarıdır.

Paylaş
Aynı Akıştaki Diğer Kayıtlar

Terk Edilmiş Madenler Kimin Sorumluluğunda?

29.06.2026

Madencilikte Güven, Dönüşüm, Teknoloji

29.06.2026

Türkiye Madencilik Sektöründeki Son Hisse Devirleri Üzerine

21.05.2026