Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Duyuru — 29.06.2026

Madencilikte Güven, Dönüşüm, Teknoloji

Haziran 2026'da Lima'da düzenlenen 27. Dünya Madencilik Kongresi'nin temasını oluşturan üç ilke — güven, dönüşüm ve teknoloji — ayrı ayrı değil, ancak birlikte çalıştıklarında madenciliğin geleceğin talebini karşılayabileceğini gösteriyor.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 4 Dk | Kategori: Duyuru

Madencilikte Güven, Dönüşüm, Teknoloji

Haziran 2026'da Lima, 52 yıl aradan sonra yeniden dünya madenciliğinin başkenti oldu. 27. Dünya Madencilik Kongresi (World Mining Congress), 55 ülkeden 5.500'ü aşkın katılımcıyı tek bir soru etrafında topladı: Dünya elektrikleşirken ihtiyaç duyduğu kritik mineralleri nasıl daha hızlı, daha akıllı ve daha sorumlu bir şekilde üreteceğiz?

Kongrenin bu soruya verdiği yanıt, üç kelimelik bir temada özetlendi: Güven, Dönüşüm, Teknoloji. İlk bakışta sıradan bir slogan gibi görünen bu üçlü, aslında modern madenciliğin önündeki üç ayrı koşulu temsil ediyordu. Hiçbiri tek başına yeterli değil; ancak birlikte çalıştıklarında sektör geleceğin talebini karşılayabilir. Bu üç ilkenin ne anlama geldiğine yakından bakmaya değer.

Güven: İzin almadan üretmek mümkün değil

Madencilikte en gelişmiş teknolojiye, en güçlü sermayeye ve en zengin yataklara sahip olabilirsiniz; ama toplum size güvenmiyorsa hiçbir proje ilerlemez. Kongrenin "güven" sütunu tam da bu gerçeği merkeze aldı.

Buradaki güven finansal bir kavram değil, toplumsal bir meşruiyet meselesiydi: şirketlerle yerel topluluklar, hükümetler, akademi ve sıradan vatandaşlar arasındaki ilişki. Kongre başkanı Abraham Chahuán, geleceğin madenciliğinin bu aktörler arasında güven olmadan var olamayacağını vurguladı. Teknik başarı ile toplumsal kabul arasındaki bağ, kongrenin "toplumsal katılım", "yerli halklar" ve "madencilik adaleti" gibi alt başlıklarında defalarca ele alındı.

Bu vurgu tesadüf değil. Kritik mineral yataklarının çoğu, çevresel hassasiyeti yüksek bölgelerde ve yerel toplulukların yaşam alanlarına yakın noktalarda bulunuyor. Güven inşa edilmediğinde projeler yıllarca gecikiyor, hatta tamamen rafa kalkıyor. Dolayısıyla güven, sektör için artık iyi niyetli bir tercih değil, ekonomik bir zorunluluk haline geldi.

Dönüşüm: Yeni alet değil, yeni zihniyet

İkinci sütun, çoğu insanın "dijitalleşme" sandığı şeyden çok daha derin bir değişimi kastediyordu. Dönüşüm, sektörün iş yapış biçimini ve hatta düşünme biçimini kökten değiştirmek anlamına geliyordu.

Bu, iki düzeyde işliyor. Birincisi örgütsel: madencilik şirketleri içindeki departmanların — maden, jeoloji, zenginleştirme tesisi, bakım — birbirinden kopuk çalışmasını sona erdirmek. Antamina'dan Néstor Deza, bu noktayı çarpıcı bir cümleyle özetledi: her alan genellikle sürecin yalnızca bir bölümünü optimize ediyor, oysa ihtiyaç duyulan şey tüm sistemi birlikte optimize edebilen bir operasyon modeli. Bir noktadaki müdahalenin zincirin geri kalanını nasıl etkilediğini anlamadan, gerçek verimlilik mümkün değil.

İkinci düzey ise sektörel: eski yöntemlere körü körüne bağlı kalmak yerine, dünyanın değişim hızına ayak uyduracak yeni modeller benimsemek. Kongrenin açılış gününün teması da zaten "liderlik, aciliyet ve zihniyet değişimi"ydi. Mesaj netti: dönüşüm bir yazılım güncellemesi değil, bir kültür değişikliğidir.

Teknoloji: Amaç değil, kaldıraç

Üçüncü sütun en somut olanıydı: yapay zeka, otomasyon, gerçek zamanlı veri, uydu bağlantılı sismik sensörler. Ancak kongre boyunca tutarlı bir şekilde tekrarlanan uyarı şuydu — teknoloji bir amaç değil, bir araçtır.

Bu mesajı en net biçimde iki isim verdi. BHP'den Iván López, sektörün verimliliği artıracak teknolojiye zaten sahip olduğunu, asıl meselenin bu araçları sorunları daha iyi anlamak ve daha isabetli kararlar vermek için kullanmak olduğunu söyledi. Ona göre veri de, araçlar da, insanlar da hazır; fark, bunların nasıl kullanıldığında yatıyor.

Fleet Space CEO'su Flavia Tata Nardini ise aynı fikri maden arama tarafında dile getirdi. Yeni bir yatak keşfetmenin bugün 15-20 yıl sürdüğünü, bunun enerji geçişinin hızıyla bağdaşmadığını hatırlattı ve net bir uyarı yaptı: körlemesine sondaj yapmak yerine yapay zekayı bir araç olarak kullanmak gerekiyor. Yapay zekanın jeofizik ve uydu teknolojileriyle birleştiğinde keşif süreçlerini yıllardan günlere indirebileceğini, üstelik daha az sondajla çevresel etkiyi de azaltabileceğini anlattı.

Yani teknoloji, insanların yerini almak için değil, daha iyi ve daha hızlı karar vermelerini sağlamak için var. Güveni ve dönüşümü mümkün kılan kaldıraç o.

Üçünü birbirine bağlayan iplik

Bu üç ilkenin asıl gücü, ayrı ayrı değil birlikte ele alındıklarında ortaya çıkıyor. Basit bir formülle özetlemek mümkün: teknoloji "nasıl" üreteceğimizi, dönüşüm "ne kadar hızlı ve farklı" üreteceğimizi, güven ise "toplumun buna izin verip vermeyeceğini" belirliyor. Birini eksik bıraktığınızda diğer ikisi de işlevsiz kalıyor.

Hepsinin arkasındaki itici güç ise enerji geçişi. Dünya, elektrikli araçlar, bataryalar ve yenilenebilir enerji altyapısı için tarihte görülmemiş miktarda bakır ve kritik minerale ihtiyaç duyuyor. Ama bu talebi eski yöntemlerle, toplumsal güveni hiçe sayarak karşılamak mümkün değil. İşte kongrenin asıl tezi buydu.

Chahuán bunu açılışta tek bir cümleyle özetledi: iş birliği artık yalnızca bir değer değil, sektörün geleceği için bir koşul. Hiçbir şirket, hiçbir ülke ve hiçbir teknoloji bu zorluğu tek başına çözemez; yanıt kaçınılmaz olarak kolektif olacak.

Kongre, sembolik bir devirle sona erdi: Dünya Madencilik Kongresi bayrağı Peru'dan, 2028'deki bir sonraki ev sahibi Çin'e geçti. Ama Lima'da konuşulan üç ilke — güven, dönüşüm, teknoloji — yalnızca bir etkinliğin teması olarak değil, bir sektörün önümüzdeki on yıllık gündemi olarak kayda geçti.
Bu makale, Haziran 2026'da Lima'da düzenlenen 27. Dünya Madencilik Kongresi'ndeki açılış, panel ve kapanış konuşmalarına dayanmaktadır.

Paylaş
Aynı Akıştaki Diğer Kayıtlar

Çöpler'in El Değiştirmesi: Kamu Yararı mı, Ticari Kazanç mı?

03.07.2026

Terk Edilmiş Madenler Kimin Sorumluluğunda?

29.06.2026

Türkiye Madencilik Sektöründeki Son Hisse Devirleri Üzerine

21.05.2026