Ömer Günay. Maden Mühendisi </> Avukat
Maden Hukuku — 02.05.2026

KAMU MALLARI TEORİSİ ÇERÇEVESİNDE DOĞAL KAYNAKLARIN HUKUKİ SINIRLANMASI:

Bu çalışma, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünen üç düzenleme alanının — deniz balıkçılığında av yasağı, madencilikte üretim sınırlaması ve Dünya Mirası rejiminin — paylaştığı ortak hukuki temeli kamu malları teorisi çerçevesinde inceler. Üç alan da, kaynağı kamusal nitelik taşıyan değerlerin korunmasına yönelik aynı doktriner zemine dayanır: ulusal düzeyde devletin hüküm ve tasarrufu, uluslararası düzeyde insanlığın ortak mirası ilkesi. Sürdürülebilirlik, çevre koruma ve kuşaklararası adalet ilkeleri ortak normatif çerçeveyi oluşturur.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 31 Dk | Kategori: Maden Hukuku

KAMU MALLARI TEORİSİ ÇERÇEVESİNDE DOĞAL KAYNAKLARIN HUKUKİ SINIRLANMASI:

KAMU MALLARI TEORİSİ ÇERÇEVESİNDE DOĞAL KAYNAKLARIN HUKUKİ SINIRLANMASI:

Balıkçılık, Madencilik ve Dünya Mirası Üzerinden Karşılaştırmalı, İçtihat Eşliğinde ve Eleştirel Bir Değerlendirme

Ömer Günay

Maden Muhendisi -Avukat

ÖZET

Bu çalışma, ilk bakışta birbirinden bağımsız görünen üç düzenleme alanının — deniz balıkçılığında av yasağı, madencilikte üretim sınırlaması ve Dünya Mirası rejiminin — paylaştığı ortak hukuki temeli kamu malları teorisi çerçevesinde inceler. Üç alan da, kaynağı kamusal nitelik taşıyan değerlerin korunmasına yönelik aynı doktriner zemine dayanır: ulusal düzeyde devletin hüküm ve tasarrufu, uluslararası düzeyde insanlığın ortak mirası ilkesi. Sürdürülebilirlik, çevre koruma ve kuşaklararası adalet ilkeleri ortak normatif çerçeveyi oluşturur. Çalışma; kuramsal çerçeveyi çizdikten sonra Türk Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi içtihatları üzerinden teorinin pratik yansımalarını inceler. Bergama-Ovacık Altın Madeni davası örnek vaka olarak ayrıntılı analiz edilir. Son olarak, kamu malları teorisinin sınırları ve modern eğilim olan piyasalaştırılmış sınırlama mekanizmalarına yönelik eleştirel perspektifler değerlendirilir.

Anahtar Kelimeler: kamu malları teorisi, devletin hüküm ve tasarrufu, doğal kaynaklar hukuku, av yasağı, madencilik, Dünya Mirası, müştereklerin çitlenmesi, Bergama davası, Taşkın/Türkiye.

ABSTRACT

This study examines, within the framework of public domain theory, the common legal foundation shared by three regulatory areas that may at first appear unrelated: fishing bans in marine fisheries, production restrictions in mining, and the World Heritage regime. After establishing the theoretical framework, the article analyses the practical reflections of the theory through Turkish Constitutional Court, Council of State and European Court of Human Rights jurisprudence. The Bergama-Ovacık Gold Mine case is examined as a detailed case study. Finally, the limits of public domain theory and critical perspectives on the modern trend of marketized restriction mechanisms are evaluated.

Keywords: public domain theory, state authority and disposition, natural resources law, fishing ban, mining, World Heritage, enclosure of the commons, Bergama case, Taşkın v. Turkey.

1. GİRİŞ

Doğal kaynakların ve evrensel değer taşıyan varlıkların kullanımına yönelik hukuki sınırlamalar, modern devletin temel düzenleyici işlevlerinden birini oluşturur. Deniz balıkçılığında uygulanan av yasakları, madencilik faaliyetlerinde getirilen üretim sınırlamaları ve Dünya Mirası rejimi çerçevesinde uygulanan koruma yükümlülükleri, görünüşte farklı sektörlere ilişkin olsalar da aynı hukuki paradigmanın üç ayrı tezahürüdür. Söz konusu üç alanın ortak noktası, düzenlemeye konu olan değerlerin özel mülkiyete bırakılamayacak nitelikte sayılması ve devletin (ya da uluslararası toplumun) bunlar üzerinde özel bir hüküm ve tasarruf yetkisinin kabul edilmesidir.

Bu çalışma, söz konusu üç alanın paylaştığı ortak kuramsal çerçeveyi kamu malları teorisi ekseninde ele alacak, Türk yargı içtihatları ve uluslararası mahkeme kararları üzerinden teorinin pratik yansımalarını inceleyecek ve Türkiye'nin en sembolik çevre-madencilik davası olan Bergama-Ovacık vakasını örnek olarak çözümleyerek, modern eğilimlere yönelik eleştirel bir perspektif sunacaktır.

2. METODOLOJİ

Çalışma, idare hukuku ve çevre hukuku kesişiminde yer alan bir konuyu çok yönlü bir metodolojik yaklaşımla ele almaktadır. İlk olarak, doktriner-karşılaştırmalı bir analiz uygulanmış; üç farklı düzenleme alanı (balıkçılık, madencilik, Dünya Mirası) aynı kuramsal çerçeve içinde değerlendirilmiştir. Bu analiz, tümevarımsal bir yöntemle, üç alandaki ortak hukuki ilkelerden genel bir kuramsal sonuç çıkarmayı amaçlar.

İkinci olarak, birincil kaynak analizi yapılmıştır: Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, Türk Medeni Kanunu, 3213 sayılı Maden Kanunu, 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve UNESCO 1972 Sözleşmesi gibi temel mevzuat metinleri doğrudan incelenmiştir. Üçüncü olarak, ikincil kaynak değerlendirmesi yoluyla Türk idare hukuku, maden hukuku, balıkçılık hukuku ve uluslararası kültürel miras hukuku alanlarındaki doktriner görüşler harmanlanmıştır.

Son olarak, içtihat analizi yöntemi kullanılmış; Türk Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin konuyla ilgili kararları incelenerek teorik çerçevenin yargısal pratikteki yansımaları ortaya konulmuştur. Bergama-Ovacık Altın Madeni davası ise tüm bu boyutları bir araya getiren örnek vaka analizi (case study) yöntemiyle ayrıntılı olarak değerlendirilmiştir.

3. KURAMSAL ÇERÇEVE: KAMU MALLARI TEORİSİ

3.1. Tarihsel Köken ve Doktriner Gelişim

Kamu malları teorisi, kökeni Roma hukukuna uzanan ve modern idare hukukunun en yapılandırılmış kuramlarından biri haline gelen bir doktrindir. Roma hukuku malları res privatae (özel mallar), res publicae (kamuya açık mallar), res nullius (sahipsiz mallar) ve res communes (doğası gereği herkese ait mallar — hava, deniz, akarsu) olarak ayırmıştır. Justinianus'un Institutiones'ında deniz ve kıyıların doğal hukuk gereği insanlığın ortak varlığı olduğuna dair ifadeler, modern "insanlığın ortak mirası" doktrininin tarihsel kökenidir[1].

Modern kamu malları teorisi, 19. yüzyılda Fransız idare hukuku içinde sistematik biçimde geliştirilmiştir. Proudhon'un 1834 tarihli Traité du domaine public eseri, ardından Hauriou, Duguit ve Waline gibi hukukçuların katkılarıyla teori bugünkü biçimine kavuşmuştur. Türk idare hukuku da Fransız doktrininden büyük ölçüde etkilenmiş ve bu kuramsal mirası benimsemiştir[2].

3.2. Türk Hukukunda Kamu Mallarının Sınıflandırılması

Türk doktrini, Türk Medeni Kanunu'nun 715. maddesi[3] ile Anayasa'nın 43, 168 ve 169. maddeleri[4] çerçevesinde kamu mallarını üç ana kategoriye ayırır[5]: hizmet malları, orta malları ve sahipsiz mallar. Çalışmanın konusu olan balıkçılık ve madencilik kaynakları, sahipsiz mallar kategorisinde yer alır; bu kategori denizleri, akarsuları, kıyıları, yeraltı sularını, madenleri, petrolü, jeotermal kaynakları, hava sahasını, su ürünlerini ve av hayvanlarını kapsar.

3.3. Kamu Mallarının Beş Temel Niteliği

Bir mal kamu malı statüsü kazandığında özel mülkiyetten ayrılan beş temel özellik kazanır[6]: devredilmezlik (satılamaz, bağışlanamaz), haczedilmezlik, zamanaşımı ile iktisap edilememe, tapu siciline tescil edilmemesi (sahipsiz mallarda) ve kamu mallarına ilişkin uyuşmazlıkların idari yargıda görülmesi. Bu nitelikler arasında zamanaşımı ile iktisap edilememe ilkesi, kamu malının kamusallığını koruyan en güçlü kalkan olarak nitelenir.

3.4. İstifade Hakkı (Concession) ve Özel Kullanım

Kamu mallarından yararlanma genel kullanım, özel kullanım ve istifade hakkı (concession) biçimlerinde gerçekleşir. Maden ruhsatı, balıkçılık kotası, jeotermal işletme izni ve frekans tahsisi, üçüncü kategoriye girer. Bu yetkilendirmeler kişiye mülkiyet hakkı vermez, yalnızca belirli koşullarda kullanım hakkı tanır[7]. Bu yapı, çalışmanın odağındaki düzenlemelerin temel hukuki niteliğini açıklayan anahtar kavramdır.

4. DEVLETİN HÜKÜM VE TASARRUFU ALTINDAKİ DOĞAL KAYNAKLAR

Türk hukukunda hem deniz balıkları hem de madenler, kamu mallarının "sahipsiz mallar" alt-kategorisinde yer alır. Anayasa'nın 168. maddesi madenler bakımından açık bir düzenleme getirmiştir[8]. 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 4. maddesi de bu hükmü tekrar ederek madenlerin arzın mülkiyetinden ayrı bir hukuki rejime tabi olduğunu ifade eder[9]. Balıkçılık kaynakları da aynı çerçevede kamusal mal niteliğinde olup 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu[10] hükümlerine tabidir.

5. SINIRLAMA MANTIĞININ ORTAK İLKELERİ

Her iki alandaki sınırlamalar üç ortak hukuki ilke üzerine kuruludur:

Sürdürülebilirlik ilkesi: Balıkçılıkta üreme dönemi yasakları, boy limitleri ve kota sistemi stokların yenilenmesini amaçlar; madencilikte ise Maden Kanunu m.29'da düzenlenen rasyonel işletme zorunluluğu, kaynağın israf edilmeden çıkarılmasını sağlar[11].

Çevre koruma ilkesi: Anayasa m.56'da güvence altına alınan sağlıklı çevrede yaşama hakkı her iki düzenlemenin arka planını oluşturur[12]; ÇED zorunluluğu hem belirli balıkçılık faaliyetleri hem madencilik için geçerlidir[13].

Kuşaklararası adalet ilkesi: Anayasa m.168'in "memleket yararına işletilme" ifadesi ile 1380 sayılı Kanun'un koruyucu hükümleri, kaynakların gelecek nesillere aktarılması düşüncesini paylaşır.

6. BALIKÇILIK VE MADENCİLİKTE SINIRLAMA SİSTEMLERİNİN KARŞILAŞTIRILMASI

6.1. Balıkçılıkta Sınırlama Türleri

Su ürünleri avcılığı 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu ve Tarım ve Orman Bakanlığı'nın yıllık tebliğleriyle düzenlenir[14]. Sınırlamalar çok katmanlıdır: miktar bazlı (Bireysel Transfer Edilebilir Kota — ITQ — sistemiyle, ICCAT[15] tahsisleri çerçevesinde gemilere dağıtılan kotalar)[16], zaman bazlı (15 Nisan – 1 Eylül arası genel av yasağı), alan bazlı (denizel koruma alanlarında avcılık yasağı), teknik (ağ göz açıklığı, asgari avlanabilir boy) ve çaba bazlı (sınırlı sayıda ruhsatlı tekne).

6.2. Madencilikte Sınırlama Türleri

Madencilik faaliyetleri 3213 sayılı Maden Kanunu çerçevesinde düzenlenir. Klasik anlamda yıllık üretim kotası bulunmamakla birlikte, ruhsat sahibi işletme projesinde belirtilen üretim miktarına uymak zorundadır. Maden Kanunu m.29'da düzenlenen rasyonel işletme zorunluluğu, çıkarılabilir cevherin israf edilmeden çıkarılmasını gerektirir. Alan bazlı sınırlamalar (milli parklar, sit alanları, askeri yasak bölgeler)[17], süre bazlı sınırlamalar[18] ve çevresel sınırlamalar (ÇED, çevre uyum planı, rehabilitasyon teminatı) sistemin diğer bileşenleridir.

6.3. Karşılaştırmalı Tablo

Boyut Balıkçılık Madencilik
Sınırlamanın temel mantığı Tavan koyma — bu miktarın üzerine çıkmama Plana uyma — proje miktarına uyma
Kaynağın doğası Yenilenebilir, stok yönetimi Tükenebilir, rezerv yönetimi
Zaman boyutu Üreme dönemi yasağı baskın Ruhsat süresi baskın
Devredilebilirlik Kotalar gemiler arası devredilebilir (ITQ) Ruhsat devri Bakanlık iznine tabi
Sınırlamanın amacı Stoğun çökmesini önleme İsrafsız çıkarma ve çevresel etki kontrolü
Uluslararası boyut Güçlü (ICCAT, GFCM, BM Deniz Hukuku) Sınırlı (ikili anlaşmalar, AB)

7. KURAMSAL GENİŞLEME: DÜNYA MİRASI REJİMİ

7.1. İnsanlığın Ortak Mirası Doktrini

Balıkçılık ve madencilikte gördüğümüz "ulusun ortak varlığı" anlayışı uluslararası hukukta "insanlığın ortak mirası" (common heritage of mankind) doktrinine dönüşür. UNESCO'nun 1972 tarihli Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi'nin temelinde yatan kavram budur[19]. Aynı doktrin BM Deniz Hukuku Sözleşmesi'nde derin deniz tabanı kaynakları, Ay Anlaşması'nda uzay cisimleri ve Antarktika Antlaşması'nda Antarktika kıtası bakımından da uygulanır[20].

Kamu malları teorisi açısından bakıldığında Dünya Mirası rejimi, sahipsiz mallar kategorisinin ulusal sınırların ötesine taşınmış halini temsil eder. Roma hukukundaki res communes kavramı ile modern "insanlığın ortak mirası" kavramı arasında doğrudan bir doktriner bağ vardır[21].

7.2. Üstün Evrensel Değer ve Egemenlik Boyutu

Dünya Mirası rejiminin merkezinde "üstün evrensel değer" (outstanding universal value) kavramı yer alır. Balıkçılık ve madencilikten ayrılan kritik bir boyut bulunur: söz konusu iki alanda devletin egemenliği tartışmasızdır; Dünya Mirası rejiminde ise egemenlik kısmen kendiliğinden sınırlanır. Devlet bir alanı listeye sokmak için aday gösterir, ancak alındıktan sonra uluslararası izleme mekanizmasına tabi olur; alanı koruyamazsa "Tehlike Altındaki Dünya Mirası" listesine alınır[22]; geri dönüşü olmayan bozulmalarda listeden çıkarılabilir. Dresden Elbe Vadisi'nin 2009'da, Liverpool Limanı'nın 2021'de listeden çıkarılması bu mekanizmanın somut örnekleridir[23]. Sözleşmenin tarihsel gelişimi Başlar tarafından kapsamlıca incelenmiştir[24].

7.3. Kuramsal Bütünleştirme Şeması

Üç düzenleme alanı kamu malları teorisi içinde aşağıdaki çatı altında bütünleşir; yukarıdan aşağıya inildikçe kaynağın kamusallığı genişler, devletin tek başına karar verme yetkisi daralır:

Kaynak/Değer Hukuki Statü Sınırlama Mekanizması Egemenlik Boyutu
Maden Devletin hüküm ve tasarrufunda Ruhsat, üretim planı, ÇED Tam ulusal
Balık (kıyı) Devletin hüküm ve tasarrufunda Av yasağı, kota, ruhsat Tam ulusal
Balık (açık deniz) Müşterek kullanım (UNCLOS) Bölgesel örgüt kotaları Paylaşılmış
Dünya Mirası İnsanlığın ortak mirası Koruma planı, uluslararası izleme Sınırlanmış ulusal
Derin deniz tabanı İnsanlığın ortak mirası Uluslararası Deniz Yatağı Otoritesi Devre dışı

8. KATMANLI KORUMA SİSTEMİ: ÖZEL ÇEVRE KORUMA BÖLGELERİ VE DUYARLI YÖRELER İLİŞKİSİ

Türk hukukunda kamu malları teorisinin uygulanması, basit bir kamusal-özel ayrımıyla sınırlı değildir. Klasik üçlü kamu malı sınıflandırmasının (hizmet malları, orta malları, sahipsiz mallar) yanında, çağdaş çevre hukukunun geliştirdiği kendine özgü bir koruma kategorisi daha bulunmaktadır: doğal varlıklar üzerinde özel mülkiyet ile kamusal koruma arasında konumlanan, çok katmanlı bir hukuki rejim. Bu yapının iki temel kurumu olan Özel Çevre Koruma Bölgeleri (ÖÇKB) ve Duyarlı Yöreler arasındaki ilişki, Türk çevre ve madencilik hukukunun kuramsal anlamda en zengin kesişim noktasını oluşturur.

8.1. Özel Çevre Koruma Bölgeleri: Kurumsal Yapı

ÖÇKB rejimi, Türk hukukunda 383 sayılı Kanun Hükmünde Kararname ile 1989 yılında kurumsallaştırılmıştır[25]. Tarihsel olarak, Türkiye'nin 1976 tarihli Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunmasına Dair Sözleşme (Barselona Sözleşmesi) çerçevesindeki yükümlülüklerinden doğmuş, sonradan 644 sayılı KHK ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesindeki Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'ne bağlanmış, bugünkü yapısı 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile düzenlenmiştir. Türkiye'de hâlen on yedi adet ÖÇKB ilan edilmiş olup, bu bölgeler arasında Pamukkale, Köyceğiz-Dalyan, Foça, Gökova, Datça-Bozburun, Belek, Kekova, Patara, Göcek-Dalaman ve Tuz Gölü gibi önemli ekolojik ve kültürel alanlar yer almaktadır.

ÖÇKB statüsünün kamu malları teorisi açısından en ilginç yönü, klasik kategorilerle örtüşmemesidir. Bölge içindeki taşınmazlar özel mülkiyete konu olabilir; bu yönüyle sahipsiz mal niteliği taşımazlar. Ancak bu mülkiyet, ÖÇKB rejimi nedeniyle ağır kullanım kısıtlamalarına tabidir: özel imar planları, yapılaşma sınırlamaları, faaliyet yasakları. Sonuç olarak ÖÇKB'ler, kamu malları teorisinin geleneksel sınıflandırmasını aşan, kamusal nitelik kazandırılmış özel mülkiyet rejimi olarak nitelendirilebilir.

8.2. Duyarlı Yöreler: ÇED Sürecinde İşlevsel Kategori

Duyarlı Yöreler kavramı, ÇED Yönetmeliği'nin 4. maddesinin (k) bendinde tanımlanmıştır: "Çevresel etkilere karşı biyolojik, fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli özellikleri ile duyarlı olan veya mevcut kirlilik yükü çevre ve halk sağlığını bozucu düzeylere ulaştığı belirlenen yörelerle, ülkemiz mevzuatı ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler uyarınca korunması gerekli görülen ve ek-5'te yer alan alanları ifade eder"[26]. Bu tanım, kavramın iki temel niteliğini ortaya koyar: birincisi, ulusal mevzuat ve uluslararası taahhütler birlikte değerlendirilir; ikincisi, kavram somut bir coğrafi alanı değil, alan kategorilerini kapsar.

ÇED Yönetmeliği EK-5'te yer alan Duyarlı Yöreler Listesi, korunması gereken alanları üç ana grupta toplamaktadır: ulusal mevzuat uyarınca korunması gerekli alanlar (Milli Parklar, Tabiat Parkları, sit alanları, Su Ürünleri İstihsal ve Üreme Sahaları ile Özel Çevre Koruma Bölgeleri); uluslararası sözleşmeler uyarınca korunması gerekli alanlar (Ramsar sulak alanları, Bern Sözleşmesi kapsamındaki alanlar); korunması gereken diğer alanlar (tarım alanları, sulama alanları, hava ve su kirliliği bakımından hassas alanlar)[27].

8.3. İki Kavram Arasındaki Hukuki İlişki: Küme-Altküme Yapısı

ÖÇKB ile Duyarlı Yöreler arasında küme-altküme ilişkisi vardır: ÖÇKB'ler, Duyarlı Yörelerin bir alt kategorisidir ve EK-5'in birinci grubunda yer alır. Ancak iki kavram aynı şey değildir; aralarındaki ayrım kavramsal düzeyde önemli sonuçlar doğurur:

ÖÇKB statüsü alanın hukuki kimliği iken, Duyarlı Yöre statüsü ÇED sürecindeki işlevsel kategoridir. ÖÇKB belirli, sınırları çizilmiş, Cumhurbaşkanı Kararı ile ilan edilmiş somut coğrafi bir alandır; haritada gösterilebilir, yönetim planı bulunur. Duyarlı Yöre ise ÇED sürecinde proje sahibi ve idarenin uygulayacağı kategorik bir listedir; kendi başına bir hukuki kimlik değil, ÇED sürecinde devreye giren bir araçtır.

Bu ayrımın pratik sonucu şudur: bir alan ÖÇKB ise, otomatik olarak Duyarlı Yöredir; ancak her Duyarlı Yöre, ÖÇKB değildir. Bir orman alanı, Duyarlı Yöre kategorisindedir, ama ÖÇKB değildir. Bir Ramsar sulak alanı, Duyarlı Yöredir, ama ÖÇKB olmayabilir. Bu nedenle ÖÇKB statüsü, Duyarlı Yöre korumasının üzerine eklenen ek bir koruma katmanı olarak işlev görür.

8.4. Maden Kanunu Açısından Çoklu Sınırlama

3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesi, madencilik faaliyetinin yasak veya kısıtlı olduğu alanları sayarken hem ÖÇKB'leri hem de EK-5 kapsamındaki diğer Duyarlı Yöre türlerini (orman, milli park, sit alanı, mera, sulak alan, kıyı vb.) ayrı ayrı düzenlemiştir[28]. Yani Maden Kanunu açısından bu iki kavram paralel olarak çalışır: bir madencilik projesi hem Maden Kanunu m.7 kapsamındaki alan kısıtlamalarına, hem ÇED Yönetmeliği EK-5 kapsamındaki Duyarlı Yöre değerlendirmesine tabidir.

Bu durum, kamu malları teorisi açısından önemli bir kuramsal sonuç doğurur: madencilik faaliyetinin sınırlanması tek bir mevzuattan değil, birbiriyle örtüşen ve birbirini tamamlayan birden fazla rejimden kaynaklanır. Maden Kanunu m.4 madenleri devletin hüküm ve tasarrufu altına yerleştirir; m.7 belirli alanlarda madenciliği yasaklar; ÇED Yönetmeliği EK-5 ek bir hassasiyet katmanı ekler; ÖÇKB rejimi varsa tüm bunların üzerine bir özel koruma rejimi eklenir; uluslararası sözleşmeler ise bu yapıya dış bir bağlayıcılık katar.

8.5. Çok Katmanlı Korumanın Somut Örneği: Pamukkale

Pamukkale (Hierapolis) örneği, katmanlı koruma sisteminin en görünür biçimde işlediği vakalardan biridir. Pamukkale aynı anda birden fazla statüye sahiptir:

Anayasa düzleminde m.63 (kültür ve tabiat varlıklarının korunması) ile korunur; 2863 sayılı Kanun çerçevesinde doğal sit alanı statüsündedir; ÖÇKB olarak ilan edilmiştir[29]; ÇED Yönetmeliği EK-5 kapsamında Duyarlı Yöre niteliğindedir[30]; UNESCO Dünya Mirası Listesi'ne 1988 yılında dahil edilmiştir[31]. Bu çoklu statü, kamu malları teorisinin Türk hukukunda yalnızca bir hukuki kimlik değil, iç içe geçen statüler bütünü olarak işlediğini gösterir.

8.6. Kuramsal Bir Kategori Olarak Katmanlı Koruma

Türk çevre ve madencilik hukukundaki bu çok katmanlı yapı, kamu malları teorisinin uluslararası literatürdeki klasik formülasyonunun ötesine geçer. Klasik teori; sahipsiz mal/özel mülkiyet, ulusal/uluslararası, kullanım hakkı/mülkiyet hakkı gibi ikili ayrımlar üzerine kuruludur. Türkiye'deki uygulama ise bu ikili kategorilerin yetersiz kaldığı, üst üste binmiş koruma rejimlerinin birbirini güçlendirdiği yapıyı gösterir. Akdeniz Eylem Planı çerçevesindeki uluslararası taahhütlerden başlayıp, ÖÇKB ulusal düzenlemesinden geçerek, ÇED sürecindeki Duyarlı Yöre kategorisine ve nihayet Maden Kanunu m.7'deki alan kısıtlamalarına uzanan zincirleme koruma yapısı[32], bu bağlamda "katmanlı koruma sistemi" olarak adlandırılabilecek özgün bir hukuki yapıyı ortaya koyar.

Katmanlı koruma sisteminin temel mantığı, hiçbir tek koruma rejiminin yeterli olmadığı varsayımına dayanır. Her katman, diğerinin boşluklarını doldurur ve kümülatif bir koruma sağlar. Ancak bu yapının zayıflığı da burada gizlidir: çok sayıda koruma rejimi aynı anda işlerken, bunlardan biri zayıflatıldığında veya ihlal edildiğinde, diğer katmanların telafi edici bir işlev görmesi her zaman mümkün olmayabilir. Bu durum, eleştirel perspektif bölümünde ele alınacak ÇED muafiyeti tartışmasıyla doğrudan bağlantılıdır.

9. İÇTİHAT ANALİZİ: KAMU MALLARI TEORİSİNİN YARGISAL YANSIMALARI

Kamu malları teorisinin pratik gücü, yalnızca doktriner çerçevede değil, yargı kararlarında da görünür hale gelir. Bu bölümde, çalışmanın üç odak alanı (madencilik, çevre, kültürel miras) bakımından öne çıkan üç farklı yargısal düzeyden — Türk Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi — kararlar incelenecektir.

9.1. Anayasa Mahkemesi'nin 2009 Tarihli Maden Kanunu Kararı

Anayasa Mahkemesi'nin 15.1.2009 tarihli, E.2004/70, K.2009/7 sayılı kararı, kamu malları teorisinin anayasal düzeyde sıkı korunmasının önemli bir örneğidir[33]. Karar, 5177 sayılı Kanunla değiştirilen 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları ile 10. maddesine eklenen altıncı fıkrasını iptal etmiştir.

Mahkemenin gerekçesi açısından kritik nokta şudur: Maden Kanunu m.7'nin iptal edilen birinci fıkrası, madencilik faaliyetlerinin yapılabileceği orman, mera, tarım, sit, sulak alan ve karasuları gibi hassas alanlarda hangi kriterlerin uygulanacağını yönetmeliğe bırakıyordu. Anayasa Mahkemesi bu düzenlemeyi, Anayasa m.7 (yasama yetkisinin devredilmezliği), m.43 (kıyıların devletin hüküm ve tasarrufu altında olması), m.63 (kültür ve tabiat varlıklarının korunması) ve özellikle m.168 (tabii servet ve kaynaklarda kanunilik ilkesi) hükümlerine aykırı bularak iptal etmiştir.

Bu karar kamu malları teorisi açısından üç temel bulguyu doğrular: birincisi, devletin doğal kaynaklar üzerindeki hüküm ve tasarruf yetkisinin esaslarının yasama düzeyinde belirlenmesi gerekliliği; ikincisi, bu yetkinin yürütmeye geniş takdir hakkı tanıyacak biçimde devredilmesinin Anayasa'ya aykırılık oluşturması; üçüncüsü, kamu mallarının korunmasının kanunilik ilkesi ile sıkı sıkıya bağlı olması[34].

9.2. Danıştay 6. Dairesi'nin 1997 Tarihli Bergama Kararı

Danıştay 6. Dairesi'nin 13.5.1997 tarihli kararı, Türk çevre hukukunda "ihtiyat ilkesi"nin yargısal uygulamasının ilk emsali olarak kabul edilir[35]. Karar, Çevre Bakanlığı'nın E.M. Eurogold (sonradan Normandy) firmasına Bergama-Ovacık'ta siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletilmesi için verdiği izni iptal etmiştir.

Mahkeme gerekçesinde, faaliyetin doğrudan veya çevre üzerindeki etkileri yoluyla dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceğinin kesin olduğunu tespit ederek, kamu yararı kavramına çevre boyutu kazandıran bir yorum geliştirmiştir. Bu karar, sonraki tüm çevre içtihadını derinden etkilemiş; hatta Yunanistan Danıştayı tarafından da emsal olarak kullanılmıştır.

Karar, kamu malları teorisi açısından önemli bir gelişme barındırır: madencilik faaliyetinin Anayasa m.168 kapsamında "memleket yararına" işletilme şartı, sadece ekonomik verim üzerinden değerlendirilemez; çevre ve halk sağlığı boyutu da bu kavramın doğal bir parçasıdır. Böylece kamu malları üzerindeki istifade hakkı (concession), salt ekonomik kullanım hakkı değil, çevresel sürdürülebilirlik kayıtlı bir kullanım hakkı olarak yeniden tanımlanmıştır.

9.3. AİHM Taşkın/Türkiye Kararı (2004): Çevre Hakkı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, 10.11.2004 tarihli Taşkın ve Diğerleri/Türkiye kararında[36], oybirliğiyle AİHS m.8 (özel ve aile yaşamına saygı) ve m.6/1 (adil yargılanma) hükümlerinin ihlal edildiğine karar vermiştir.

Mahkeme, Bergama-Ovacık altın madeninin siyanürle yıkama yöntemiyle işletilmesine izin verilmesinin, başvurucuların özel ve aile yaşamı üzerindeki etkilerini değerlendirerek, çevresel zararın AİHS m.8 kapsamında değerlendirilebileceğini açıkça belirtmiştir. Mahkeme ayrıca, Danıştay'ın iptal kararına rağmen Bakanlar Kurulu'nun 29 Mart 2002 tarihli (kamuya açıklanmayan) kararıyla maden işletmesine devam izni verilmesinin, başvurucuların usulü güvencelerden yoksun bırakıldığı anlamına geldiğini tespit etmiştir.

Bu karar kamu malları teorisi bakımından üç önemli sonuç doğurur: birincisi, devletin doğal kaynaklar üzerindeki tasarruf yetkisinin uluslararası insan hakları normlarıyla sınırlanabileceği; ikincisi, çevre hakkının özel bir hak olarak değil, mevcut hakların (özel yaşam, adil yargılanma) içinde dolaylı olarak korunduğu; üçüncüsü, yargı kararlarına uyulmaması durumunda devletin uluslararası sorumluluğunun doğacağı.

9.4. AİHM Ahunbay/Türkiye Kararı (2019): Kültürel Mirasın Sınırı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi'nin 21.2.2019 tarihli Ahunbay ve Diğerleri/Türkiye kabul edilebilirlik kararı[37], önceki Taşkın kararıyla çarpıcı bir karşıtlık oluşturur. Hasankeyf'in Ilısu Barajı suları altında kalmasına karşı yapılan başvuru, AİHM tarafından konu bakımından yetkisizlik gerekçesiyle reddedilmiştir.

Mahkemenin gerekçesi son derece dikkat çekicidir: AİHS hükümleri arasında evrensel kültürel mirasın korunmasının bireysel bir hak olarak yer alıp almadığı konusunda üye devletler arasında fikir birliği veya ortak bir eğilim bulunmadığı tespit edilmiştir. Bu yorumla Mahkeme, kültürel mirasın korunmasını kişisel bir hak alanından çok kolektif/uluslararası bir koruma alanına havale etmiş olmaktadır.

Bu iki AİHM kararı (Taşkın ve Ahunbay) birlikte ele alındığında, kamu malları teorisinin uluslararası insan hakları boyutunda asimetrik bir manzara ortaya çıkar: çevre/sağlık değerleri AİHS koruması altına girebilirken, kültürel miras değerleri henüz aynı düzeyde korumadan yararlanamamaktadır. Bu asimetri, Dünya Mirası rejiminin kendine özgü uluslararası mekanizmalar geliştirmesinin neden gerekli olduğunu da açıklar.

9.5. Allianoi Davası: İçtihatların Sınırı

Allianoi antik kentinin Yortanlı Barajı suları altında kalmasına ilişkin yargı süreçleri (2005-2016)[38], kültür varlıkları korumasının enerji altyapı projeleri karşısındaki sınırlarını acı bir biçimde göstermiştir. Açılan iptal davalarının çoğu Allianoi lehine sonuçlanmasına rağmen, sürecin sonunda baraj kapakları kapatılmış ve antik kent kumla örtülerek su altında bırakılmıştır.

Allianoi süreci, kamu malları teorisinin pratik bir paradoksunu ortaya koyar: hukuken Anayasa m.63 ve 2863 sayılı Kanun çerçevesinde devletin koruma altındaki kültür varlığı statüsü tartışmasız olmasına ve birden fazla iptal kararı verilmesine rağmen, idari makamların yargı kararlarını fiilen uygulamaması nedeniyle koruma rejimi işlevsizleşmiştir. Bu durum, kamu malları teorisinin doktriner gücünün, yargısal kararların etkin biçimde uygulanması güvencesinden bağımsız olarak yeterli koruma sağlayamayacağını göstermektedir.

10. ÖRNEK VAKA ANALİZİ: BERGAMA-OVACIK ALTIN MADENİ

Türkiye'nin kamu malları, çevre ve madencilik hukukunun kesişiminde en sembolik vakası Bergama-Ovacık Altın Madeni davasıdır. Otuz yılı aşan bu süreç, kamu malları teorisinin tüm boyutlarını barındıran bir laboratuvar niteliğindedir.

10.1. Olgular

E.M. Eurogold Madencilik A.Ş. (sonradan Normandy Madencilik), Bergama-Ovacık'ta siyanür liçi yöntemiyle altın çıkarmak üzere 16.8.1989'da arama ruhsatı, devamında işletme izni almıştır. Bölge halkı ve dönemin Bergama Belediye Başkanı Sefa Taşkın öncülüğünde 1994'te ilk dava açılmış, hukuki ve sivil itaatsizlik mücadelesi paralel olarak yürütülmüştür.

10.2. Hukuki Süreç

Süreç dört temel aşamadan oluşur. Birinci aşamada Danıştay 6. Dairesi'nin 13.5.1997 tarihli kararı, çevresel risklerin kamu yararıyla bağdaşmadığı gerekçesiyle Çevre Bakanlığı'nın iznini iptal etmiştir. İkinci aşamada idare, mahkeme kararına rağmen yeni izinler vererek sürecin işlemesini sağlamış; özellikle Bakanlar Kurulu'nun 29.3.2002 tarihli (kamuya açıklanmayan) kararı, hukuk devleti ilkesi ile yargı kararlarının bağlayıcılığı bakımından ciddi tartışmalara yol açmıştır. Üçüncü aşamada AİHM, 10.11.2004 tarihli Taşkın kararıyla Türkiye'yi mahkûm etmiştir. Dördüncü aşamada ise işletme, 2005 sonrası Koza Altın İşletmeleri tarafından devralınmış, faaliyetlerini sürdürmüş; sonraki yıllarda Kozak Yaylası'nı da kapsayacak şekilde genişlemiştir.

10.3. Kamu Malları Teorisi Bakımından Değerlendirme

Bergama vakası kamu malları teorisinin beş temel paradoksunu ortaya koyar:

Birincisi, devletin hüküm ve tasarrufu paradoksu: Maden Kanunu m.4 madenleri devletin hüküm ve tasarrufu altında tanımlamasına rağmen, devlet bu yetkisini halkın iradesine ve yargısal güvencelere değil, ekonomik teşvik politikalarına yönelik olarak kullanmıştır.

İkincisi, ihtiyat ilkesi paradoksu: Danıştay'ın 1997 kararıyla yerleştirdiği ihtiyat ilkesi, sonraki ÇED süreçlerinde "yeni teknolojilerin riski azalttığı" argümanı ile aşılmaya çalışılmıştır.

Üçüncüsü, yargı kararlarının bağlayıcılığı paradoksu: Anayasa m.138/4 yargı kararlarının idare için bağlayıcı olduğunu hükme bağlamasına rağmen, Bergama sürecinde idare bu kararları fiilen uygulamamıştır.

Dördüncüsü, uluslararası koruma paradoksu: AİHM mahkûmiyeti tazminat ödenmesiyle sonuçlanmış, ancak madencilik faaliyetinin durdurulmasını sağlamamıştır. Bu durum, ulusal hukukun uluslararası insan hakları normlarıyla nasıl ilişkilendirileceği sorununu gündeme getirir.

Beşincisi, kamu yararı paradoksu: Anayasa m.168'in "memleket yararına işletilme" ifadesi, ekonomik fayda mı yoksa çevresel-toplumsal değer mi olarak yorumlanacağı tartışmasını çözememiştir. Bergama davası bu yorumlama gerilimi içinde sıkışıp kalmıştır.

11. ELEŞTİREL PERSPEKTİF: KAMU MALLARI TEORİSİNİN SINIRLARI

11.1. Devletin Emanetçiliği Varsayımı

Kamu malları teorisi, devletin halk adına emanetçi (trustee) olduğu varsayımına dayanır. Ne var ki bu varsayım her zaman pratiğe yansımaz. Bergama, Allianoi ve Hasankeyf vakalarında görüldüğü gibi, devlet kendi koyduğu kurallara ve yargı kararlarına aykırı davranabilmekte, doğal kaynaklar ve kültürel varlıklar üzerindeki tasarrufunu ekonomik veya enerji politikası gereklilikleri lehine sınırlayabilmektedir. Bu durum, teorinin kendi içinde barındırdığı önemli bir gerilime işaret eder: kamu malı doktrini hem devleti yetkilendirir hem de sınırlandırır; ancak bu sınırlamanın etkin biçimde işlemesi, bağımsız yargı, etkili yargısal denetim ve idari hesap verebilirlik gibi diğer hukuk devleti kurumlarına bağlıdır.

11.2. Müştereklerin Çitlenmesi Eleştirisi

Hem balıkçılıkta hem madencilikte modern düzenleme eğilimi, sınırlamanın devredilebilir hak olarak tasarlanmasıdır. Balıkçılıktaki ITQ sistemi gibi, madencilikte de işletme ruhsatı ekonomik bir değer taşır; devredilebilir ve teminata konu olabilir niteliktedir. Bu yapı kamu malları teorisi açısından doktriner bir gerilim üretmektedir: hukuken kullanım hakkı (concession) niteliğindeki bu yetkilendirmeler, ekonomik gerçeklikte mülkiyete benzer haklara dönüşmektedir. Müştereklerin çitlenmesi (enclosure of the commons) tartışmasının modern hukuki çerçevesi Hardin'in 1968 tarihli ünlü makalesinde formüle edilmiş, Ostrom'un 1990 tarihli eserinde ise eleştirel bir yanıt bulmuştur[39].

Ostrom'un katkısı kamu malları teorisi açısından özellikle önemlidir: müşterekler, ne devlet kontrolü ne de özel mülkiyetle, yerel toplulukların kendi kendini yöneten kurumsal düzenlemeleriyle de korunabilir. Bu görüş, devletin tek meşru emanetçi olduğu yönündeki klasik kabule alternatif sunar ve Türkiye'deki balıkçı kooperatifleri gibi yerel kurumların güçlendirilmesi için kuramsal bir zemin oluşturur.

11.3. Kamusal Kaynağın Özelleştirilmesi Sorunu

Modern eğilim, kamu malları üzerindeki istifade haklarının fiilen mülkiyet benzeri haklara dönüşmesi yönündedir. Maden ruhsatlarının devredilebilirliği, teminata konulabilmesi ve uzun süreli verilmesi; balıkçılık kotalarının piyasada alınıp satılabilmesi; spektrum lisanslarının milyarlarca dolar değerinde işlem görmesi — tüm bu uygulamalar, hukuki olarak kullanım hakkı niteliğindeki yetkilendirmelerin ekonomik gerçeklikte mülkiyete benzediğini göstermektedir. Bu durum, kamu malları teorisinin temel ilkelerinden biri olan devredilmezlik ilkesi ile uygulamada gözlenen ekonomik değer arasında doktriner bir gerilim üretir.

11.4. Dünya Mirası Rejiminin Sınırları

Dünya Mirası rejimi de eleştiriden uzak değildir. Üstün evrensel değer kriterlerinin Avrupa-merkezli olduğu, listelemenin kültürel hiyerarşiler ürettiği ve üye devletlerin egemenlik kayıplarını dengeleyecek etkin yaptırım mekanizmalarından yoksun olduğu yönünde önemli eleştiriler bulunmaktadır. Hasankeyf vakasında olduğu gibi, Avrupa Parlamentosu'nun bölgenin Dünya Mirası ilan edilmesi yönündeki önerileri ve Europa Nostra'nın "Avrupa'nın En Çok Tehlikede Olan 7 Kültür Mirası" listesine alma kararı, baraj inşaatını durdurmak için yeterli olamamıştır. Bu durum, uluslararası kültürel miras rejiminin devletlerin ulusal egemenlik alanında aldığı temel altyapı kararları karşısında sınırlı bir etki kapasitesine sahip olduğunu göstermektedir.

12. SONUÇ

Deniz balıkçılığında av yasakları, madencilikte üretim sınırlamaları ve Dünya Mirası rejimi arasında güçlü bir hukuki bağ bulunmaktadır. Bu bağın kuramsal temeli, kökeni Roma hukukuna uzanan ve modern idare hukukunda sistematik bir yapı kazanan kamu malları teorisidir. Üç düzenleme alanı da, kaynağı kamusal nitelik taşıyan değerlerin korunmasına yönelik aynı doktriner zemine dayanır.

Çalışmanın içtihat analizi, bu kuramsal çerçevenin yargısal pratikte nasıl yansıdığını göstermiştir. Anayasa Mahkemesi'nin 2009 tarihli Maden Kanunu kararı, kamu malları üzerindeki tasarrufun yasama düzeyinde belirlenmesi gerekliliğini pekiştirmiştir. Danıştay 6. Dairesi'nin 1997 tarihli Bergama kararı, kamu yararı kavramına çevresel boyut kazandırmıştır. AİHM'in Taşkın (2004) ve Ahunbay (2019) kararları arasındaki farklılık ise uluslararası insan hakları korumasının çevre/sağlık ile kültürel miras arasında asimetrik bir koruma sağladığını ortaya koymaktadır.

Türk hukukunun kendine özgü bir katkısı olarak ortaya çıkan katmanlı koruma sistemi, kamu malları teorisinin klasik kategorilerini aşan bir yapı sunmaktadır. Özel Çevre Koruma Bölgeleri, Duyarlı Yöreler, sit alanları, milli parklar ve uluslararası koruma rejimleri, üst üste binerek kümülatif bir koruma sağlar. Bu yapı, kuramsal olarak güçlü görünse de pratikte ÇED muafiyetleri ve idari uygulamalarla aşındırılabilmekte; bu durum kamu malları teorisinin Türkiye'deki uygulamasında en kritik gerilim alanlarından birini oluşturmaktadır.

Bergama-Ovacık vakasının ayrıntılı analizi, kamu malları teorisinin doktriner gücüne rağmen pratikte beş temel paradoks barındırdığını göstermiştir: devletin emanetçilik rolünün politik tercihlerle aşınması, ihtiyat ilkesinin teknik argümanlarla aşılması, yargı kararlarının fiilen uygulanmaması, uluslararası koruma mekanizmalarının yapısal sınırlılığı ve kamu yararı kavramının yorumlama gerilimi. Bu paradokslar, kamu malları teorisinin etkin işleyişinin yalnızca teorik ilkelere değil, hukuk devleti kurumlarının bütünsel sağlığına bağlı olduğunu göstermektedir.

Modern eğilim olan piyasalaştırılmış sınırlama mekanizmaları, kamu malları teorisinin klasik ilkeleriyle (özellikle devredilmezlik) ekonomik gerçeklik arasında doktriner bir gerilim üretmektedir. Müştereklerin çitlenmesi tartışması, bu eğilimin kuramsal eleştirisini ortaya koyarken; Ostrom'un yerel toplulukların kendi-kendini yönetme kapasitesine ilişkin bulguları, devletin tek emanetçi olduğu varsayımına alternatifler sunmaktadır.

Akademik literatürde "doğal kaynaklar hukuku" başlığı altında bütünleşen bu yaklaşım; balıkçılık, madencilik, ormancılık, su kaynakları, kültürel miras ve uluslararası müşterekleri ortak ilkeler çerçevesinde inceleyen bütünsel bir disiplin olarak gelişmektedir. Çağımızın iklim değişikliği, biyoçeşitlilik ve veri ekonomisi gibi yeni soruları, kamu malları teorisinin pratik öneminin giderek artacağını ve teorinin yeni varlık türlerini kapsayacak biçimde evrileceğini göstermektedir. Türkiye özelinde ise, anayasal düzeyde kamu malları rejiminin etkin işleyişi için yargı bağımsızlığı, idari hesap verebilirlik ve yargı kararlarının uygulanması güvencelerinin güçlendirilmesi vazgeçilmez koşullar olarak öne çıkmaktadır.

KAYNAKÇA

Birincil Kaynaklar — Mevzuat

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, 7.11.1982, R.G. S. 17863 (Mükerrer).

Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı), 22.11.2001, R.G. 8.12.2001, S. 24607.

Maden Kanunu (3213 sayılı), 4.6.1985, R.G. 15.6.1985, S. 18785.

Su Ürünleri Kanunu (1380 sayılı), 22.3.1971, R.G. 4.4.1971, S. 13799.

Çevre Kanunu (2872 sayılı), 9.8.1983, R.G. 11.8.1983, S. 18132.

Türk Petrol Kanunu (6491 sayılı), 30.5.2013, R.G. 11.6.2013, S. 28674.

Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu (5686 sayılı), 3.6.2007, R.G. 13.6.2007, S. 26551.

Yeraltı Suları Hakkında Kanun (167 sayılı), 16.12.1960, R.G. 23.12.1960, S. 10688.

Orman Kanunu (6831 sayılı), 31.8.1956, R.G. 8.9.1956, S. 9402.

Kara Avcılığı Kanunu (4915 sayılı), 1.7.2003, R.G. 11.7.2003, S. 25165.

Mera Kanunu (4342 sayılı), 25.2.1998, R.G. 28.2.1998, S. 23272.

Kıyı Kanunu (3621 sayılı), 4.4.1990, R.G. 17.4.1990, S. 20495.

Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu (2863 sayılı), 21.7.1983, R.G. 23.7.1983, S. 18113.

Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, R.G. 25.11.2014, S. 29186.

Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname (383 sayılı), R.G. 13.11.1989, S. 20341.

1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi (Cumhurbaşkanlığı Teşkilatı Hakkında), R.G. 10.7.2018, S. 30474.

Birincil Kaynaklar — Uluslararası Belgeler

UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi, 16.11.1972, Paris (Türkiye'nin onayı: 14.4.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanun, R.G. 14.2.1983, S. 17959).

Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), 10.12.1982, Montego Bay.

Atlantik Ton Balıklarının Korunması Uluslararası Sözleşmesi (ICCAT), 14.5.1966, Rio de Janeiro.

Antarktika Antlaşması, 1.12.1959, Washington.

Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (1950).

Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunmasına Dair Sözleşme (Barselona Sözleşmesi), 16.2.1976. Ekli protokol: Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol (SPA/BD Protokolü, 1995).

Birincil Kaynaklar — Yargı Kararları

Anayasa Mahkemesi, E.2004/70, K.2009/7 sayılı, 15.1.2009 tarihli karar, R.G. 11.6.2009, S. 27255 (Maden Kanunu m.7 ve m.10 hükümlerinin iptali).

Danıştay 6. Dairesi, 13.5.1997 tarihli karar (Bergama-Ovacık Altın Madeni davası).

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşkın ve Diğerleri/Türkiye, Başvuru No: 46117/99, Karar Tarihi: 10.11.2004.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ahunbay ve Diğerleri/Türkiye, Avusturya ve Almanya, Başvuru No: 6080/06, Kabul Edilebilirlik Kararı: 21.2.2019.

İkincil Kaynaklar — Kitaplar

AKİPEK, Serap: Ulusal ve Uluslararası Hukuk Açısından Kültür Malları, Turhan Kitabevi, Ankara, 1999.

ÇİTİL, Bünyamin: Tüm Yönleriyle Maden Hukuku, Seçkin Yayıncılık, Ankara.

GÖZLER, Kemal: İdare Hukuku (2 Cilt), Ekin Kitabevi, Bursa.

GÖZLER, Kemal / KAPLAN, Gürsel: İdare Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi, Bursa.

GÜNAY, Metin: İdare Hukuku, İmaj Yayıncılık, Ankara.

GÜNAY, Ömer: Maden Hukuku: Kavramlar, İlkeler, Tanımlar, Seçkin Yayıncılık, Ankara.

HARDIN, Garrett: "The Tragedy of the Commons", Science, Vol. 162, No. 3859, 1968, ss.1243-1248.

OSTROM, Elinor: Governing the Commons: The Evolution of Institutions for Collective Action, Cambridge University Press, Cambridge, 1990.

SANCAKDAR, Oğuz: Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Hukuku (Teorik ve Uygulamalı Bir Yaklaşım), 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2012.

TAŞKIN, Ahmet: Türk Maden Hukuku, Yetkin Yayınları, Ankara.

TOPALOĞLU, Mustafa: Maden Hukuku, Legal Yayıncılık, İstanbul.

YILDIRIM, Turan / YASİN, Melikşah / KAMAN, Nur / ÖZDEMİR, H. Eyüp / FİŞ ÜSTÜN, Gül / OKAY TEKİNSOY, Özge: İdare Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, 9. Baskı, Ekim 2024.

İkincil Kaynaklar — Makaleler

AKİPEK, Serap: "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme'nin Değerlendirilmesi", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.50, S.4, 2001, ss.13-39.

BAŞLAR, Kemal: "Kırkıncı Yılında Dünya Mirası Sözleşmesi (1972-2012)", Uluslararası Hukuk ve Politika, C.7, S.27, ss.25-52.

CİN, Turgay: "Devletlerarası Hukukta Balıkçılık", Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.8, S.1, 2006, ss.21-45.

  1. Roma hukukundaki mal sınıflandırması ve modern kamu malları teorisinin gelişimi için bkz.: Kemal Gözler ve Gürsel Kaplan, İdare Hukuku Dersleri, Ekin Kitabevi, Bursa (Bölüm 12: Kamu Malları); ayrıca Kemal Gözler, İdare Hukuku (2 Cilt), Ekin Kitabevi, Bursa.
  2. Fransız idare hukukundaki domaine public doktrini ve Türk hukukuna etkisi için bkz.: Metin Günday, İdare Hukuku, İmaj Yayıncılık, 11. Baskı.
  3. Türk Medeni Kanunu (4721 sayılı), R.G. 8.12.2001, S. 24607, m.715: "Sahipsiz yerler ile yararı kamuya ait mallar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."
  4. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.43: "Kıyılar, Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır."; m.168: tabii servet ve kaynaklar; m.169: ormanlar.
  5. Türk hukukunda kamu mallarının üçlü sınıflandırması için bkz.: Turan Yıldırım, Melikşah Yasin, Nur Kaman, H. Eyüp Özdemir, Gül Fiş Üstün, Özge Okay Tekinsoy, İdare Hukuku, On İki Levha Yayıncılık, 9. Baskı, Ekim 2024 (Kamu Malları bölümü Prof. Dr. Nur Kaman tarafından kaleme alınmıştır).
  6. Kamu mallarının devredilmezliği, haczedilmezliği ve zamanaşımı ile iktisap edilememesi ilkeleri için bkz.: Gözler & Kaplan, İdare Hukuku Dersleri, Bölüm 12; Yıldırım vd., İdare Hukuku, Beşinci Kısım (Kamu Malları).
  7. Maden ruhsatının hukuki niteliği ve istifade hakkı (concession) kavramı için bkz.: Mustafa Topaloğlu, Maden Hukuku, Legal Yayıncılık; Bünyamin Çitil, Tüm Yönleriyle Maden Hukuku, Seçkin Yayıncılık; Ömer Günay, Maden Hukuku: Kavramlar, İlkeler, Tanımlar, Seçkin Yayıncılık.
  8. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.168: "Tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır. Bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir."
  9. 3213 sayılı Maden Kanunu, R.G. 15.6.1985, S. 18785. Madde 4: "Madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi değildir."
  10. 1380 sayılı Su Ürünleri Kanunu, R.G. 4.4.1971, S. 13799.
  11. 3213 sayılı Maden Kanunu, m.29 (rasyonel işletme ilkesi).
  12. Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.56: "Herkes, sağlıklı ve dengeli bir çevrede yaşama hakkına sahiptir."
  13. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, R.G. 25.11.2014, S. 29186.
  14. Su Ürünleri Avcılığını Düzenleyen Tebliğ (Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından her av sezonu için yayımlanmaktadır).
  15. ICCAT — International Commission for the Conservation of Atlantic Tunas, 1966 Rio de Janeiro Sözleşmesi.
  16. Devletlerarası balıkçılık hukuku ve Türk balıkçılık mevzuatı için bkz.: Turgay Cin, "Devletlerarası Hukukta Balıkçılık", Dokuz Eylül Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.8, S.1, 2006, ss.21-45.
  17. 3213 sayılı Maden Kanunu, m.7 (madencilik faaliyetlerinin yasak olduğu alanlar).
  18. 3213 sayılı Maden Kanunu, m.17 (arama ruhsatı süresi) ve m.24 (işletme ruhsatı süresi).
  19. UNESCO Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunması Sözleşmesi, kabul tarihi 16.11.1972, Paris. Türkiye'nin onayı: 14.4.1982 tarih ve 2658 sayılı Kanun, R.G. 14.2.1983, S. 17959; Türkiye sözleşmeye 16.3.1983'te resmen taraf olmuştur.
  20. Birleşmiş Milletler Deniz Hukuku Sözleşmesi (UNCLOS), 1982, Bölüm XI; Antarktika Antlaşması, 1959; Ay Anlaşması, 1979.
  21. UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi'nin hukuki değerlendirmesi için bkz.: Serap Akipek, "Dünya Kültürel ve Doğal Mirasının Korunmasına Dair Sözleşme'nin Değerlendirilmesi", Ankara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Dergisi, C.50, S.4, 2001, ss.13-39.
  22. UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi, m.11/4 (Tehlike Altındaki Dünya Mirası Listesi).
  23. UNESCO Dünya Mirası Sözleşmesi, m.6 (uluslararası işbirliği yükümlülüğü).
  24. Sözleşmenin gelişimi için bkz.: Kemal Başlar, "Kırkıncı Yılında Dünya Mirası Sözleşmesi (1972-2012)", Uluslararası Hukuk ve Politika, C.7, S.27, ss.25-52.
  25. 383 sayılı Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığı Kurulmasına Dair Kanun Hükmünde Kararname, R.G. 13.11.1989, S. 20341. Kurum daha sonra 644 sayılı KHK ile Çevre ve Şehircilik Bakanlığı bünyesindeki Tabiat Varlıklarını Koruma Genel Müdürlüğü'ne bağlanmış, mevcut yapı 1 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi ile yeniden düzenlenmiştir.
  26. Çevresel Etki Değerlendirmesi Yönetmeliği, R.G. 25.11.2014, S. 29186, m.4/1-(k): "Duyarlı yöreler: Çevresel etkilere karşı biyolojik, fiziksel, ekonomik, sosyal ve kültürel nitelikli özellikleri ile duyarlı olan veya mevcut kirlilik yükü çevre ve halk sağlığını bozucu düzeylere ulaştığı belirlenen yörelerle, ülkemiz mevzuatı ve taraf olunan uluslararası sözleşmeler uyarınca korunması gerekli görülen ve ek-5'te yer alan alanları ifade eder."
  27. ÇED Yönetmeliği EK-5 (Duyarlı Yöreler Listesi), korunması gereken alanları üç ana grupta toplamaktadır: (1) Ülkemiz mevzuatı uyarınca korunması gerekli alanlar (Milli Parklar, Tabiat Parkları, sit alanları, Su Ürünleri İstihsal ve Üreme Sahaları, Özel Çevre Koruma Bölgeleri vb.); (2) Ülkemizin taraf olduğu uluslararası sözleşmeler uyarınca korunması gerekli alanlar (Ramsar sulak alanları, Akdeniz'in Önemli Deniz ve Kıyı Koruma Alanları, Bern Sözleşmesi kapsamındaki alanlar vb.); (3) Korunması Gereken Alanlar (Tarım Alanları, Sulama Alanları, Hava ve Su Kirliliği yönünden hassas alanlar vb.).
  28. 3213 sayılı Maden Kanunu m.7, madencilik faaliyetlerinin yasak olduğu veya kısıtlama ile yapılabildiği alanları sayarken Özel Çevre Koruma Bölgelerini de kapsama almakta; bu bölgelerde madencilik faaliyetinin Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı'nın izni ve uygun görüşü ile yapılabileceğini öngörmektedir.
  29. Akdeniz'in Kirliliğe Karşı Korunmasına Dair Sözleşme (Barselona Sözleşmesi), 16.2.1976; Türkiye'nin onayı: 1981. Sözleşme kapsamında imzalanan Akdeniz'de Özel Koruma Alanları ve Biyolojik Çeşitliliğe İlişkin Protokol (SPA/BD Protokolü, 1995), Türkiye'nin Özel Çevre Koruma Bölgeleri rejiminin uluslararası dayanağını oluşturmaktadır.
  30. Anayasa Mahkemesi, E.2004/70, K.2009/7 sayılı, 15.1.2009 tarihli karar, R.G. 11.6.2009, S. 27255. Karar, 5177 sayılı Kanunla değiştirilen 3213 sayılı Maden Kanunu'nun 7. maddesinin birinci ve sekizinci fıkraları ile 10. maddesine eklenen altıncı fıkrasını Anayasa'ya aykırı bularak iptal etmiştir. Mahkeme özellikle, madencilik faaliyetlerinin yapılabileceği alanlara ilişkin esasların yönetmeliğe bırakılmasının Anayasa m.7 (yasama yetkisinin devredilmezliği) ve m.168 (tabii servet ve kaynaklarda kanunilik) hükümlerine aykırı olduğunu vurgulamıştır.
  31. Anayasa Mahkemesi'nin Maden Kanunu m.7 hakkındaki E.2004/70, K.2009/7 sayılı kararı, 5177 sayılı Kanunla yapılan değişikliklerin Anayasa m.168'in açık hükmüne ve yasama yetkisinin devredilmezliği ilkesine aykırı olduğunu tespit etmiştir. Bu karar, devletin doğal kaynaklar üzerindeki hüküm ve tasarruf yetkisinin yasama düzeyinde belirlenmesi gereken bir konu olduğunu vurgulaması bakımından kamu malları teorisinin temel ilkelerine uygun bir içtihattır.
  32. Danıştay 6. Dairesi, 13.5.1997 tarihli karar (Bergama-Ovacık Altın Madeni davası): Çevre Bakanlığı'nın Eurogold (sonradan Normandy) firmasına Ovacık'ta siyanür liçi yöntemiyle altın madeni işletmesine izin veren işlemini iptal eden karar. Karar gerekçesinde "doğrudan veya çevrenin bozulması ile dolaylı olarak insan yaşamını etkileyeceği kesin olan siyanür liç yöntemi ile altın madeni işletilmesine izin verilmesi yolundaki işlemde kamu yararına uygunluk bulunmamaktadır" tespiti yapılmıştır. Bu karar, Türk çevre hukukunda "ihtiyat ilkesi"nin yargısal uygulamasının ilk emsali olup, sonraki içtihatları derinden etkilemiştir.
  33. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Taşkın ve Diğerleri/Türkiye Davası, Başvuru No: 46117/99, Karar Tarihi: 10.11.2004. Mahkeme oybirliğiyle AİHS'nin 8. maddesinin (özel ve aile yaşamına saygı) ve 6/1. maddesinin (adil yargılanma) ihlal edildiğine karar vermiştir. Karar, çevresel zararın özel yaşam hakkı kapsamında değerlendirilebileceği yönündeki AİHM içtihadının önemli halkalarından biridir.
  34. Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, Ahunbay ve Diğerleri/Türkiye, Avusturya ve Almanya Davası, Başvuru No: 6080/06, Kabul Edilebilirlik Kararı: 21.2.2019. Mahkeme, başvuruyu "konu bakımından yetkisizlik" gerekçesiyle kabul edilemez bulmuş; üye devletler arasında evrensel kültürel mirasın korunmasının AİHS hükümlerine dahil edilmesi konusunda fikir birliği veya ortak eğilim bulunmadığını tespit etmiştir.
  35. İzmir 4. İdare Mahkemesi, Allianoi davası süreçleri (2005-2016). Ayrıntılı dava süreci için bkz.: Oğuz Sancakdar, Taşınmaz Kültür ve Tabiat Varlıkları Hukuku, 2. Baskı, Seçkin Yayıncılık, Ankara, 2012.
  36. Müştereklerin trajedisi tezi için bkz.: Garrett Hardin, "The Tragedy of the Commons", Science, Vol. 162, No. 3859, 1968, ss.1243-1248. Müştereklerin yerel olarak yönetilebileceğini gösteren kuramsal yanıt için bkz.: Elinor Ostrom, Governing the Commons: The Evolution of Institutions for Collective Action, Cambridge University Press, Cambridge, 1990. Ostrom'un eseri, Türkiye'deki kıyı balıkçılığı vakalarını (özellikle Alanya örneğini) müştereklerin kendi-kendini yönetmesi bağlamında ayrıntılı olarak inceler.

Av Ömer Günay Maden Avukatı

Paylaş
İlgili Yazılar

Kurtuluş Parkı'nda Bir Direniş: Doruk Madencilik'te Hak Gaspları, Taahhüt İhlalleri ve Ruhsat Hukuku

27.04.2026

Maden Hukukunda "Rehabilitasyon Bedeli" ve "Ruhsat Bedeli" Eşitlenmesi: Teknik Bir Garabet mi, İdari Bir Kolaycılık mı?

23.04.2026

Yer Kabuğundan Yararlanmanın Hukuki Sınırı: Madencilik Faaliyetlerinde ÇED Kararlarının Yargısal Denetimi

19.04.2026