Lima'dan Soma'ya: Kömürden Çıkışın “Adil” Olması Ne Demek?
Küresel ilke, yerel gerçek
Dünya elektrikleşirken bakır ve lityum gibi kritik minerallere olan talep tarihi zirvelere ulaşıyor. Ama madenciliğin geleceği yalnızca “yeni mineral bulmak” değil; aynı zamanda eski enerji düzeninden, yani kömürden çıkışı yönetmek. Lima'daki kongre bu ikinci boyutu da gündemine aldı ve net bir ilke koydu: kömürden çıkış kimseyi geride bırakmadan yapılmalı.
“Adil geçiş” dediğimiz şey tam da bu. Bir maden kapandığında geride sadece bir çukur kalmaz; geçimini tamamen o madene bağlamış işçiler, aileler ve hatta tüm kasabalar kalır. Adil geçiş, kapanma sürecinin bu insanları ve bölge ekonomisini koruyarak yönetilmesi anlamına gelir. Soru basit ama ağır: Enerji geçişinin maliyetini, en az suçu olan kömür bölgesi halkları mı ödeyecek?
Soma'nın çifte krizi
Türkiye'nin bu sınavı en görünür biçimde verdiği yer bugün Soma. Bölge aynı anda iki ayrı ama bağlantılı krizle karşı karşıya.
Madencilik tarafında, Soma-Kınık arasındaki Eynez sahasını işleten Koç Holding'in maden şirketi, kömür faaliyetlerini 31 Aralık 2026 itibarıyla sonlandırmak üzere Türkiye Kömür İşletmeleri'ne dilekçe verdi. Söz konusu saha yaklaşık 2 bin işçiyi ilgilendiriyor.
Santral tarafında ise tablo daha da kritik. 1985'te devlet yatırımı olarak üretime başlayan ve 2015'te özelleştirilen Soma Termik Santrali'ni devralan firma, Türkiye Kömür İşletmeleri'ne olan borçlarını ödeyemedi; bu borç 18 milyar TL seviyesine ulaştı. Teşviklerden de yararlanamayan firma, 16 Şubat 2026 tarihli yönetim kurulu kararıyla kapatma kararı aldı, 87 çalışan ücretsiz izne çıkarıldı ve santral önünde işçi eylemleri başladı.
Bu krizin en çarpıcı yönü, etkisinin yalnızca işçilerle sınırlı kalmaması. Santraldeki kapasite düşüşü, elektrik üretiminin yanı sıra bölgesel ısıtma sistemine bağlı binlerce hanenin ısınma güvenliğini de tehdit ediyor. Yani adil bir geçiş planının yokluğu, doğrudan bir kentin ısınmasına dokunuyor.