Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Maden Hukuku — 22.07.2026

Maden İzinleri Kurulu Kararlarının Hukuki Niteliği, Davalı Sıfatı ve Yargısal Denetimi

7554 sayılı Kanun'la 3213 sayılı Maden Kanunu'na eklenen ve 13 Kasım 2025 tarihli Yönetmelikle usulü belirlenen Maden İzinleri Kurulu, izin vermeye yetkili idarenin olumsuz kararının, siyasi bileşimli bir organ tarafından aşılmasına imkân tanıyan yeni bir mekanizmadır. Bu çalışma, mekanizmanın idare hukuku bakımından doğurduğu üç temel soruyu ele almaktadır: Kurul kararı kesin ve yürütülmesi zorunlu bir işlem midir; bu karara karşı açılacak davada husumet kime yöneltilecektir; görevli ve yetkili yargı yeri hangisidir. Çalışmada ayrıca Yönetmeliğin dayanak sorunu ile yargısal denetimin yoğunluğu tartışılmakta ve uygulamacılar için bir yol haritası önerilmektedir. Anahtar kelimeler: Maden İzinleri Kurulu, üstün kamu yararı, kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem, davalı sıfatı, idari yargı, maden ruhsatı.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 16 Dk | Kategori: Maden Hukuku

Maden İzinleri Kurulu Kararlarının Hukuki Niteliği, Davalı Sıfatı ve Yargısal Denetimi

I. Giriş

Maden hukukunda ruhsatın kendisini almak, uzun zamandır sürecin kolay kısmı olmuştur. Asıl darboğaz, ruhsat alanında fiilen faaliyete geçebilmek için orman, mera, kültür ve tabiat varlıkları, su havzası, kıyı, zeytinlik gibi özel rejimlere tabi alanlarda ilgili idarelerden alınması gereken izinlerdir. Bu idarelerin her biri kendi kanunundan doğan yetkisini kullanır ve verdikleri olumsuz karar, uygulamada ruhsatı fiilen işlevsiz kılar.

7554 sayılı Kanun bu darboğaza doğrudan müdahale etmiştir. Getirilen çözüm iki katmanlıdır. Birinci katman, süre baskısıdır: ilgili idare belirli süre içinde cevap vermezse izin verilmiş sayılır. İkinci katman ise bu çalışmanın konusudur: idare açıkça izin vermezse, karar bir üst organa taşınabilir ve orada değiştirilebilir.

Bu ikinci katman, Türk idare hukuku bakımından alışılmadık bir yapı doğurmaktadır. Zira burada söz konusu olan, bir idari kararın hiyerarşik üst tarafından denetlenmesi ya da vesayet makamınca onaylanması değildir. Farklı kanunlardan doğan yetkilerini kullanan idarelerin kararları, bileşimi bakanlardan oluşan ve kararlarını oy çokluğuyla alan bir kurul tarafından etkisiz kılınabilmektedir. Bu yapının işlem teorisi, dava ehliyeti ve yargısal denetim bakımından nereye oturduğu henüz açıklığa kavuşmamıştır.

Konu, teorik olduğu kadar acildir. Mekanizma yürürlüktedir ve ilk kararlar üretilmeye başlamıştır. Bu kararlara karşı dava açacak olan taraf — ister ruhsat sahibi, ister faaliyete karşı çıkan üçüncü kişi olsun — dilekçesini yazarken neyi, kime karşı, hangi mahkemede dava edeceğini bilmek zorundadır. Bu sorulara verilecek yanlış cevap, esasa girilmeden davanın reddiyle sonuçlanabilir.

II. Normatif Çerçeve

A. Kanuni temel

3213 sayılı Kanun'un 3. maddesine, 7554 sayılı Kanun'la "Kurul" tanımı eklenmiştir. Tanıma göre Kurul, Cumhurbaşkanı tarafından görevlendirilen Cumhurbaşkanı yardımcısının başkanlığında; Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği, Enerji ve Tabii Kaynaklar, Hazine ve Maliye ile Sanayi ve Teknoloji Bakanları ve izinler hakkında karar vermeye yetkili bakanlıkların bakanlarından oluşur; çalışma usul ve esasları Cumhurbaşkanlığınca çıkarılan yönetmelikle düzenlenir.

Burada ilk yapısal gözlem şudur: Kurul, kanunda tanımlar maddesinde kurulmuştur. Görev ve yetkilerini düzenleyen bağımsız bir madde yoktur. Kurul'un ne yapabileceği, hangi ölçütle karar vereceği, kararının hangi sonuçları doğuracağı büyük ölçüde Yönetmeliğe bırakılmıştır.

B. Yönetmelik

Maden İzinleri Kurulunun Çalışma Usul ve Esasları Hakkında Yönetmelik, 12 Kasım 2025 tarihli Cumhurbaşkanı Kararı ile kabul edilmiş ve 13 Kasım 2025 tarihli, 33076 sayılı Resmî Gazete'de yayımlanarak aynı gün yürürlüğe girmiştir. Yönetmelik, dayanağını Maden Kanunu'nun 3. maddesinden, yani tanımlar maddesinden almaktadır (m. 3).

Yönetmeliğin kurduğu düzen özetle şöyledir:

Kapsam : Mekanizma her izne değil, dar bir alana ilişkindir: Kanun'un 7. maddesinin üçüncü veya dördüncü fıkrası gereğince ilgili idarece IV. Grup madenler ile stratejik veya kritik madenlere izin verilmeyen hâller. Yani mermer ocağı ya da yapı hammaddesi bakımından bu yol kapalıdır; metalik madenler ve stratejik-kritik olarak belirlenecek madenler için açıktır.

Harekete geçirme yetkisi (m. 6). Süreci başlatan ruhsat sahibi değildir. Başvuruyu Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı yapar. Ruhsat sahibinin, idarenin olumsuz kararını Kurul'a taşıtmaya yönelik bir talep hakkı Yönetmelikte tanınmamıştır.

Dosyanın içeriği (m. 7/2). Kurul'un önüne iki belge gelir: ilgili idarenin faaliyette kamu yararı bulunmadığına dair görüşü ve varsa raporu ile Bakanlığın kamu yararı bulunduğuna dair görüşü ve raporu. Ruhsat sahibinin beyanı, savunması veya kendi teknik raporu dosyanın zorunlu unsurları arasında sayılmamıştır.

Karar . Kurul tam katılımla toplanır, oy çokluğuyla karar alır; oyların eşitliğinde Başkanın oyu yönünde çoğunluk sağlanmış sayılır. Gerek görülürse bakan yardımcılarından alt kurul oluşturularak teknik rapor ya da Başkanca belirlenen uzman/uzman heyetinden rapor istenebilir; her ikisi için de süre bir aydır. Kurul, "üstün kamu yararı" çerçevesinde nihai kararını verir; Yönetmelik bu değerlendirmenin "anayasal ilkeler çerçevesinde" yapılacağını belirtir. Kurul ayrıca projede değişiklik yapılmasına veya sahanın küçültülmesine de karar verebilir (m. 8/5).

Karar sonrası (m. 8/6-9). Karar, Başkan ve katılan bakanlarca imzalanır; Muhalefet şerhleri karara eklenir. Kararların ekleri karar dosyasında saklanır. Kararlar kesindir ve toplantıyı izleyen yedi gün içinde sekretarya tarafından ilgili idarelere yazılı olarak bildirilir. Lehte karar verilmişse ilgili idare, tebliğden itibaren bir ay içinde izin kararını Genel Müdürlüğe gönderir. Ruhsat sahiplerine ve talep edenlere tebliğ işlemleri Genel Müdürlükçe yapılır.

Boşluk doldurma (2/10). Yönetmelik hükümlerinin uygulanmasında oluşabilecek tereddütleri gidermeye Kurul Başkanı yetkilidir.

C. Dayanak sorunu

Yönetmeliğin tanımlar maddesine dayandırılması, tek başına ciddi bir normlar hiyerarşisi sorunu doğurmaktadır. Bir yönetmelik, kanunun çizdiği çerçeveyi somutlaştırır; kanunda bulunmayan bir yetkiyi yaratamaz. Burada Yönetmelik yalnızca "usul ve esas" belirlemekle kalmayıp, ilgili idarenin ret kararının hangi hâllerde ve hangi ölçütle bertaraf edileceğini, kararın kesin olacağını ve idarenin bir ay içinde işlem tesis etmek zorunda olduğunu da düzenlemektedir. Bu, usul düzenlemesinin sınırlarını aşan, esasa ilişkin bir yetkilendirmedir.

Nitekim , Yönetmeliğin yayımını izleyen günlerde kaleme aldığım değerlendirmede, düzenlemenin kanunda çizilmeyen boşlukları doldurarak normatif alanı genişlettiğini ve kanunda öngörülmeyen nitelikte işlemlerin yönetmelikle yaratıldığını ileri sürmüştür. Bu eleştiri, aşağıda ele alınacak yargısal denetim tartışmasının da çıkış noktasını oluşturur.

III. Kurul Kararının Hukuki Niteliği

A. Kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem sorunu

İdari yargıda dava konusu edilebilmesi için işlemin kesin ve yürütülmesi zorunlu olması, yani idarenin nihai iradesini yansıtması ve hukuk düzeninde doğrudan değişiklik doğurması gerekir. Hazırlık işlemleri, görüşler ve iç işlemler tek başına dava edilemez.

Kurul kararı bu ölçüte iki ayrı senaryoda farklı biçimde yerleşir.

Aleyhte karar. Kurul, faaliyete izin verilmemesi yönünde karar verirse süreç orada sona erer. Ruhsat sahibi bakımından hukuki durum kesinleşmiştir; başkaca bir işlem tesis edilmeyecektir. Bu kararın kesin ve yürütülmesi zorunlu olduğu tartışmasızdır. Aksi görüş, ruhsat sahibini hiçbir işleme karşı dava açamaz duruma düşürür ki bu, Anayasa'nın 125. maddesindeki idarenin her türlü eylem ve işleminin yargı denetimine tabi olduğu ilkesiyle bağdaşmaz.

Lehte karar. Bu senaryoda Kurul kararının ardından ilgili idare bir ay içinde izin kararını Genel Müdürlüğe gönderir. İlk bakışta asıl işlem bu son karar gibi görünür. Ancak burada belirleyici soru şudur: ilgili idarenin bu aşamada takdir yetkisi var mıdır?

Yönetmeliğin kurgusu, idarenin bağlı yetki içinde olduğunu göstermektedir. Kurul kararı "kesin" nitelendirilmiş, idareye bir aylık kesin süre verilmiş, idarenin yeniden değerlendirme yapabileceğine dair hiçbir hüküm konulmamıştır. İdare, Kurul kararının içeriğini tekrar eden bir işlem tesis etmekle yükümlüdür.

Bu tespitin sonucu şudur: asıl irade Kurul'da oluşmaktadır; ilgili idarenin sonraki işlemi, kararın uygulanmasından ibaret bir icra işlemidir. Dolayısıyla lehte kararda da dava konusu edilmesi gereken asıl işlem Kurul kararıdır. Faaliyete karşı çıkan üçüncü kişilerin yalnızca ilgili idarenin sonraki iznine yönelmesi, iptal kararı alınsa dahi Kurul kararı ayakta kaldığı için idarenin aynı yönde yeni işlem tesis etmesiyle sonuçsuz kalabilir. Uygulamacı açısından güvenli yol, her iki işlemin birlikte dava edilmesidir.

B. "Kesin olup" ibaresinin anlamı

Yönetmelik m. 8/7'deki "Kurul kararları kesin olup" ibaresi dikkatle okunmalıdır. Bu ibare, yargı yolunu kapatan bir hüküm olarak yorumlanamaz; zira bir yönetmelik hükmüyle yargı yolu kapatılamaz ve Anayasa m. 125 buna açıkça engeldir. İbarenin makul yorumu, kararın idari başvuru yollarına kapalı olduğu, yani ilgili idarenin karara itiraz edip yeniden görüşülmesini isteyemeyeceği yönündedir. Nitekim ibare, karar sonrası idarelere yapılacak bildirimle aynı fıkrada yer almaktadır ve muhatabı idarelerdir.

Bu yorum, aynı zamanda "kesin ve yürütülmesi zorunlu işlem" nitelemesini destekler: idari aşamada tüketilmiş, üzerine gidilecek başka idari merci bırakmayan bir karar, tanımı gereği dava edilebilir bir karardır.

C. İşlemin türü

Kurul kararı, birden fazla idarenin temsilcisinin katılımıyla oluşan kolektif bir organ kararıdır. Ancak Yönetmelik m. 8/6, kararın Başkan ve bakanlarca imzalanacağını öngörmektedir. Bu, kararı müşterek imzalı bir işleme yaklaştırmakta ve aşağıda ele alınacak davalı sıfatı sorununu doğrudan etkilemektedir.

IV. Davalı Sıfatı

A. Sorunun kaynağı

Maden İzinleri Kurulu'nun tüzel kişiliği yoktur. Kanun ve Yönetmelik, Kurul'a taraf ehliyeti tanıyan hiçbir hüküm içermemektedir. Sekretaryası Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığınca belirlenecek bir birim tarafından yürütülür; başkanı bir Cumhurbaşkanı yardımcısıdır; kararları çeşitli bakanlarca imzalanır. Bu tabloda husumetin kime yöneltileceği kendiliğinden belli değildir.

B. Seçenekler

Cumhurbaşkanlığı. Lehte argümanlar güçlüdür: Yönetmelik Cumhurbaşkanı Kararı ile yürürlüğe konulmuştur, hükümlerini Cumhurbaşkanı yürütür, Kurul'a bir Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlık eder ve tereddütleri giderme yetkisi Kurul Başkanına aittir. Bu unsurlar Kurul'u Cumhurbaşkanlığı teşkilatına yaklaştırır. Aleyhte argüman ise kararın Cumhurbaşkanınca değil, bir kurulca alınması ve bakanlarca imzalanmasıdır.

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı. Bakanlık, süreci başlatan, gündemi hazırlayan, lehte görüşü sunan ve sekretaryayı yürüten idaredir; ayrıca tebligatı yapan Genel Müdürlük de Bakanlığa bağlıdır. İşlevsel olarak sürecin merkezindedir. Aleyhte argüman, Bakanlığın burada karar verici değil taraf konumunda olmasıdır: kamu yararı bulunduğunu savunan taraf Bakanlıktır.

İzin vermeye yetkili ilgili idare. Lehte karar hâlinde izin işlemini tesis eden idare budur ve dış dünyaya yan sonucu o doğurur. Ancak aleyhte kararda bu idare zaten Kurul'la aynı yönde olduğundan, tek başına husumet yöneltilmesi kararın asıl sahibini dışarıda bırakır.

C. Pratik yaklaşım

Bu belirsizlik karşısında uygulamacı için makul strateji, dilekçede husumeti birden fazla idareye yöneltmek ve dayanaklarını açıklamaktır. İdari yargılama usulünde husumetin yanlış yöneltilmesi, dilekçenin doğrudan reddini gerektiren bir eksiklik değildir; mahkeme hüsumeti resen düzeltebilir. Dolayısıyla dava, Kurul kararının iptali istemiyle Cumhurbaşkanlığı ve Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı husumetiyle açılıp, lehte karar senaryosunda izni tesis eden ilgili idare de davaya dahil edilerek yürütülebilir. Dilekçede hüsumet konusundaki tereddüdün açıkça belirtilmesi ve mahkemenin takdirine bırakılması, esasa girilmeden kaybedilen zamanı önler.

Bu, tatmin edici bir çözüm değildir; tatmin edici çözüm, kanuni düzeyde Kurul'un temsili ve husumet konusunun açıkça düzenlenmesidir.

V. Görevli ve Yetkili Yargı Yeri

A. Danıştay ilk derece görevi tartışması

Danıştay'ın ilk derece mahkemesi sıfatıyla görevli olduğu hâller sınırlı sayıdadır ve başlıca Cumhurbaşkanı kararları ile bakanlıkların düzenleyici işlemlerini kapsar. Kurul kararı bu kategorilere doğrudan girmemektedir: karar bir Cumhurbaşkanı kararı değildir ve düzenleyici değil, belirli bir sahaya ilişkin bireysel-öznel bir işlemdir.

Bu tespit, Kurul kararlarına karşı davaların idare mahkemelerinde görülmesi gerektiği sonucuna götürür. Buna karşılık, Kurul'un Cumhurbaşkanlığı bünyesinde konumlanışı ve Başkanının Cumhurbaşkanı yardımcısı olması nedeniyle Danıştay ilk derece görevinin savunulması da mümkündür. Bu tartışmanın Danıştay tarafından açıklığa kavuşturulması gerekmektedir.

Aşağıda ele alınacak Taşınmaz Komisyonu içtihadı, bu konuda dolaylı bir gösterge sunmaktadır. Anılan uyuşmazlıklarda süreç idare mahkemesinde başlamış, bölge idare mahkemesi istinaf incelemesinden geçmiş ve Danıştay Sekizinci Dairesi'nde temyizen sonuçlanmıştır. Yani Cumhurbaşkanlığı Genelgesi'ne dayanan bir komisyonun kararına dayalı işlem, Danıştay ilk derece görevi kapsamında görülmemiştir. Maden İzinleri Kurulu bakımından da benzer bir yaklaşım benimsenmesi muhtemeldir; ancak Kurul'un kanunda tanımlanmış ve Cumhurbaşkanı yardımcısı başkanlığında toplanan bir organ olması, aradaki farkı oluşturmaktadır.

Ayrı bir konu, Yönetmeliğin kendisine karşı açılacak iptal davasıdır. Yönetmelik bir düzenleyici işlem olduğundan, buna karşı doğrudan Danıştay'da dava açılabilir. Kurul kararına karşı açılan davada Yönetmeliğin de birlikte dava edilmesi ya da hukuka aykırılığının def'i yoluyla ileri sürülmesi, dayanak sorunu göz önüne alındığında güçlü bir stratejidir.

B. Yer bakımından yetki

Kurul kararı belirli bir ruhsat sahasına ilişkin olduğundan, taşınmaza ilişkin davalar bakımından öngörülen yetki kuralının mı, yoksa işlemi tesis eden merciin bulunduğu yere göre belirlenen genel kuralın mı uygulanacağı tartışmalıdır. Maden ruhsatı uyuşmazlıklarında yerleşik uygulama tek yönlü değildir; her iki yaklaşım da savunulabilir. Kurul kararının merkezi bir organca alınması, genel kuralın uygulanmasını ve Ankara idare mahkemelerinin yetkili sayılmasını destekler görünmektedir. Ancak sahanın bulunduğu yerdeki keşif ve bilirkişi ihtiyacı, taşınmaz kuralının uygulanması yönündeki argümanı güçlendirir.

Bu tartışmada dikkate değer bir ayrıntı, Taşınmaz Komisyonu uyuşmazlıklarında Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü'nün savunmasını madenlerin taşınmaz mal niteliğinde olduğu iddiasına dayandırmış olmasıdır. İdarenin bu nitelendirmeyi kendi lehine ileri sürmüş olması, yer bakımından yetki tartışmasında karşı tarafça kullanılabilecek bir argüman oluşturur.

C. Kanun yolu

Maden, taşocakları, orman ve zeytincilik mevzuatından doğan uyuşmazlıklar Danıştay Sekizinci Dairesi'nin görev alanındadır. Dolayısıyla temyiz aşamasında içtihadın bu Daire tarafından oluşturulması beklenmelidir. Aynı Daire'nin aşağıda değinilen içtihadı, bu beklentiyi anlamlı kılmaktadır.

VI. Dava Süresi ve Tebliğ Sorunu

Yönetmelik, kararın yedi gün içinde ilgili idarelere bildirileceğini, ruhsat sahiplerine ve talep edenlere tebliğ işlemlerinin ise Genel Müdürlükçe yapılacağını öngörmektedir. Ruhsat sahibi bakımından dava süresi, kendisine yapılan tebliğden itibaren işlemeye başlar ve bu nokta görece nettir.

Sorun üçüncü kişiler bakımından ortaya çıkar. Kurul kararları Resmî Gazete'de yayımlanmamakta, ekleri karar dosyasında saklanmaktadır. Faaliyetten etkilenecek köylüler, belediye ya da çevre örgütleri bakımından "öğrenme tarihi" belirsizdir. Bu kişiler çoğu zaman kararın varlığından ancak sahada faaliyet başladığında haberdar olacak, o aşamada ise dava süresinin geçtiği itirazıyla karşılaşabilecektir.

Bu, mekanizmanın en zayıf usuli halkasıdır. Yayım ve ilan yükümlülüğü öngörülmemesi, kararların şeffaflığı ve denetlenebilirliği bakımından ciddi bir eksikliktir; kanuni düzenlemeyle giderilmesi gerekir.

VII. Taraf ve Menfaat İlişkisi

Ruhsat sahibi. Aleyhte kararda menfaat ilişkisi açıktır. Ancak dikkat çekici olan, ruhsat sahibinin idari aşamada usulün tarafı olmamasıdır: süreci başlatamaz, dosyaya belge sunma hakkı düzenlenmemiştir, dinlenilmesi öngörülmemiştir. Hakkında kesin sonuç doğuran bir karara, savunma imkânı tanınmaksızın muhatap olmaktadır. Bu, savunma hakkının idari usuldeki yansıması bakımından tartışmaya açıktır ve iptal sebebi olarak ileri sürülebilir.

Üçüncü kişiler. Danıştay'ın çevresel uyuşmazlıklarda menfaat ilişkisini geniş yorumlayan yerleşik yaklaşımı dikkate alındığında, faaliyet alanında veya etki alanında yaşayanların ve çevre örgütlerinin dava ehliyetinin kabul edilmesi beklenir.

İzin vermeyen idare. Teorik olarak ilginç bir soru, kararı bertaraf edilen idarenin Kurul kararına karşı dava açıp açamayacağıdır. İdareler arası uyuşmazlıklarda dava ehliyetine ilişkin genel yaklaşım kısıtlayıcıdır; ayrıca ilgili idarenin bakanı Kurul'un üyesidir ve kararın oluşumuna katılmıştır. Muhalefet şerhi yazmış olması bu durumu değiştirmeyecektir. Pratik ihtimali düşük olmakla birlikte, teşkilat hukuku bakımından tartışılmaya değer bir sorudur.

VIII. Yargısal Denetimin Kapsamı

A. "Üstün kamu yararı": yargısal ölçütün idari ölçüte dönüşmesi

"Üstün kamu yararı", Türk idari yargısında çevre ile yatırım arasındaki çatışmaları çözmek için mahkemelerin geliştirdiği bir tartma ölçütüdür. 7554 sayılı Kanun ve Yönetmelik, bu ölçütü idari bir karar ölçütüne dönüştürmüş ve siyasi bileşimli bir organa vermiştir.

Bu dönüşüm, denetimin yoğunluğu sorusunu doğurur. İki uç yaklaşım mümkündür:
Dar denetim. Kurul'un takdir yetkisi kullandığı, mahkemenin yerindelik denetimi yapamayacağı, yalnızca yetki, şekil, sebep ve maksat unsurlarındaki açık sakatlıkları denetleyebileceği savunulabilir.
Yoğun denetim. Buna karşılık, "üstün kamu yararı" bir yerindelik değerlendirmesi değil, hukuki bir nitelemedir; mahkemelerin kendi geliştirdiği ölçüttür ve içeriğini belirlemek yargısal bir işlevdir. Bu görüşe göre mahkeme, Kurul'un tartmasını yeniden yapabilir.

Kanaatimizce ikinci yaklaşım daha isabetlidir. Yönetmeliğin kendisi, üstün kamu yararının "anayasal ilkeler çerçevesinde" belirleneceğini söyleyerek ölçütü hukuki bir zemine bağlamıştır. Anayasal ilkeler çerçevesinde yapılan bir değerlendirmenin denetimi, tanımı gereği hukukilik denetimidir ve yerindelik alanına girmez. Ayrıca ölçülülük ilkesi bakımından da denetim mümkündür: elde edilmek istenen ekonomik yarar ile feda edilen çevresel değer arasındaki oran, mahkemece incelenebilir.

B. Taşınmaz Komisyonu içtihadı: kapsamı ve sınırı

Bu noktada Danıştay Sekizinci Dairesi'nin, 2018/8 sayılı Cumhurbaşkanlığı Genelgesi uyarınca oluşturulan "Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı, Bağlı, İlgili ve İlişkili Kuruluşlar Taşınmaz Komisyonu" kararlarına dayanılarak reddedilen ruhsat taleplerine ilişkin istikrar kazanmış içtihadı önem taşımaktadır (D8D, E. 2024/372, K. 2024/6546, T. 11.12.2024; E. 2024/5496, K. 2024/6176; E. 2023/3319, K. 2024/6515; E. 2022/7554, K. 2025/580).

Bu kararlarda Daire iki ayrı gerekçe ekseni kurmuştur.

Birinci eksen: normlar hiyerarşisi ve yetkinin kanuniliği. Daire, Anayasa m. 124 çerçevesinde idarenin ikincil düzenleme yetkisinin kanunlara uygun kullanılması gerektiğini, alt norm niteliğindeki düzenleyici işlemlerin bir hakkın kullanımını üst normda öngörülmeyen biçimde daraltamayacağını; genelge, tebliğ ve yönerge gibi işlemlerin yalnızca açıklayıcı nitelikte olup yeni usul ve yöntem getiremeyeceğini belirtmiştir. Buradan hareketle, Maden Kanunu m. 7/1'in son cümlesindeki "bu Kanun dışında madencilik faaliyetleri ile ilgili olarak yapılacak her türlü kısıtlama ancak kanun ile düzenlenir" hükmü ile m. 7/14'teki arama faaliyetlerinin Kanun'da sayılanlar dışında izne tabi tutulamayacağı hükmüne dayanarak, ruhsat taleplerinin komisyon onayına bağlanmasının Kanun'a aykırı olduğu sonucuna varmıştır.

İkinci eksen: takdir yetkisi ve sebep unsuru. Daire, takdir yetkisinin serbestçe kullanılabilecek bir keyfiyet olmadığını, kamu yararı ve hizmet gerekleri açısından hukuka uygun biçimde temellendirilmiş olgularla desteklenmesi gerektiğini; idare hukukunda sebepsiz idari işlemin bulunamayacağını; ilgililerin hukuka aykırılık iddialarını etkin biçimde ileri sürebilmesi ve yargısal denetimin gerçekleştirilebilmesi için işlemin maddi ve hukuki sebeplerinin idarece ortaya konulması gerektiğini vurgulamıştır. Somut olayda idare, ne işlemde ne savunmada ne de temyiz dilekçesinde haklı bir sebep ortaya koyabildiğinden, salt takdir yetkisine dayalı ve somut gerekçesiz işlem hukuka aykırı bulunmuştur.

Kurul bakımından değerlendirme. İçtihadın iki eksenin Maden İzinleri Kurulu'na aktarılabilirliği aynı derecede değildir ve bu ayrım özenle yapılmalıdır.

Birinci eksen doğrudan aktarılamaz. Daire'nin dayandığı hüküm, madencilik faaliyetlerine kısıtlama getirilmesinin kanunîliğini düzenlemektedir. Maden İzinleri Kurulu ise kısıtlama getirmemekte, aksine ilgili idarece getirilen engeli kaldırmaktadır. Dolayısıyla "kısıtlama ancak kanunla" ilkesine dayanan argüman, Kurul'a karşı doğrudan kullanılamaz. Buna karşılık Daire'nin aynı kararlarda ortaya koyduğu genel normlar hiyerarşisi yaklaşımı — ikincil düzenlemenin üst normda öngörülmeyen usuller yaratamayacağı — Kurul bakımından da geçerlidir. Zira Yönetmelik, kanunda karşılığı bulunmayan biçimde, bir idarenin kararının bertaraf edilmesi usulünü ve buna bağlı olarak idareye bir aylık işlem tesis etme yükümlülüğünü ihdas etmektedir. Ayrıca Taşınmaz Komisyonu bir Genelge ile, Maden İzinleri Kurulu ise Kanun'da tanımlanmış olmakla birlikte yetkileri Yönetmelikle belirlenmiş bir organ olduğundan, aradaki fark derece farkıdır; bu farkın Daire'nin yaklaşımını nasıl etkileyeceği açık değildir. Argüman bu haliyle, kesin bir sonuç olarak değil, tartışmaya açık bir iddia olarak ileri sürülmelidir.

İkinci eksen ise doğrudan ve güçlü biçimde aktarılabilir. Sebep unsuruna ve gerekçe zorunluluğuna ilişkin bu içtihat, işlemin türünden bağımsız, genel bir idare hukuku ilkesinin ifadesidir. Kurul kararlarının, dosyadaki iki karşıt görüşü hangi nedenlerle tarttığını, hangi verilere dayandığını ve neden bir tarafı üstün gördüğünü somut biçimde ortaya koyması gerekir. "Üstün kamu yararı bulunduğuna karar verilmiştir" biçimindeki şablon gerekçeler, bu içtihat karşısında ayakta kalamaz. Bu tespit, hem lehte hem aleyhte kararlar için, dolayısıyla hem ruhsat sahibi hem de üçüncü kişiler için geçerlidir.

İptal kararının sonucu. Aynı içtihatta yer alan bir başka tespit, Kurul bakımından da yol göstericidir: Daire, iptal kararının doğrudan ruhsat verilmesi sonucunu doğurmadığını, idarenin mevzuat çerçevesinde yeniden değerlendirme yaparak yeni işlem tesis edebileceğini ve bu işleme karşı ayrıca dava açılabileceğini belirtmiştir. Aynı mantık gereği, aleyhte bir Kurul kararının iptali de kendiliğinden izin verilmesi anlamına gelmeyecek, dosyanın Kurul'a dönmesi ve gerekçelendirilmiş yeni bir karar verilmesi gerekecektir.

C. Denetimde kullanılabilecek diğer unsurlar

Muhalefet şerhleri. Yönetmelik, muhalif görüşlerin karara ekleneceğini öngörmektedir. Bu şerhler, kararın sebep unsurundaki zayıflığı göstermek bakımından yargılamada önemli bir malzemedir. Özellikle izni vermeyen idarenin bakanının muhalefet şerhi, teknik itirazların Kurul'ca karşılanmadığını göstermeye elverişlidir.

Alt kurul ve uzman raporları. Bu raporların alınması zorunlu değildir; Kurul'un takdirindedir. Ancak alınmışsa dosyanın parçasıdır ve kararla çelişmesi hâlinde sebep unsurunun denetiminde belirleyici olur. Teknik inceleme yapılmasının zorunlu olduğu bir durumda rapor alınmamış olması ise eksik inceleme iddiasının temelini oluşturabilir.

Projede değişiklik ve sahanın küçültülmesi kararları. Kurul'un bu yetkisi (m. 8/5), fiilen ruhsatın konusunu daraltmaktadır. Bu tür kararlar bakımından ölçülülük denetimi ve kazanılmış hak tartışması özel önem taşır; ayrıca tam yargı davası yoluyla tazminat talebinin gündeme gelmesi mümkündür.

IX. Değerlendirme ve Öneriler

Maden İzinleri Kurulu, izin süreçlerindeki tıkanıklığa yönelik anlaşılır bir ihtiyaçtan doğmuştur. Ancak mekanizmanın kurgusu, çözmeyi amaçladığı belirsizliğin yerine yeni bir belirsizlik koymaktadır. Uygulamacı bugün, kararın niteliğini, muhatabını ve yargı yerini içtihat yokluğunda tahmin etmek zorundadır.

Kanaatimizce şu düzenlemeler zorunludur:

  1. Kurul'un görev ve yetkileri, karar ölçütleri ve kararının hukuki sonuçları kanun düzeyinde düzenlenmelidir. Mevcut yapıda esasa ilişkin yetkilendirmenin yönetmelikte yer alması, Yönetmeliğin iptali riskini sürekli olarak canlı tutmaktadır.
  2. Ruhsat sahibine idari usulde taraf sıfatı tanınmalı; Kurul'a başvuru talebinde bulunma, dosyaya belge sunma ve dinlenilme hakkı düzenlenmelidir.
  3. Kurul kararlarının yayımı veya ilanı öngörülmeli; üçüncü kişiler bakımından dava süresinin başlangıcı belirli hâle getirilmelidir.
  4. Kararlarda gerekçe zorunluluğu açıkça düzenlenmeli, hangi unsurların nasıl tartıldığının kararda gösterilmesi aranmalıdır.
  5. Kurul kararlarına karşı açılacak davalarda husumet ve görevli yargı yeri kanunla belirlenmelidir.

Bu düzenlemeler yapılmadığı sürece, mekanizmanın hızlandırmayı amaçladığı süreçlerin, iptal davaları nedeniyle daha da uzaması ihtimali gerçekçidir.

Paylaş
İlgili Yazılar

CUT-OFF GRADE (BAŞABAŞ NOKTA ) NEDİR VE MADEN HUKUKUNDAKİ ÖNEMİ NEDİR?

15.07.2026

Kamu Hukuku Çözdü, Özel Hukuk Çözemedi: Madencilikte Jeolojik Yanılgının Sessiz Adaletsizliği

11.07.2026

Madencilik Faaliyetlerinde Çevre Zararlarının Giderilmesinde Rehabilitasyon, Aynen Tazmin ve Nakden Tazmin İlişkisi

09.07.2026