Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Maden Hukuku — 10.08.2026

Maden Ruhsatının Hukukî Niteliği ve Adlî Yargı Kararlarının İdarî Makamlarca Uygulanması Sorunu

Türk hukukunda kanun yoluna başvurulmasının hükmün icrasına etkisi, HMK m. 350 ve m. 367’de düzenlenmiştir. Kural, kanun yoluna başvurmanın kararın icrasını durdurmamasıdır; kesinleşme şartı ise sınırlı sayıda karar bakımından öngörülmüş bir istisnadır. Bu istisnaların kapsamı, uygulamada özellikle “taşınmaz mal ile ilgili aynî haklar” ölçütü bakımından tartışma yaratmaktadır. İncelemeye konu olan tipik uyuşmazlık, tam da bu ölçütün maden ruhsatları bakımından uygulanıp uygulanmayacağı noktasında düğümlenmektedir. Bununla birlikte, uyuşmazlığın asıl katmanı, salt “taşınır-taşınmaz” tartışmasından ibaret değildir; adlî yargı kararının idarî makamlarca (MAPEG) infazı sırasında, idarenin sahip olduğu bağımsız inceleme yetkisinin kapsamı ve bu sürecin idarî yargı tarafından denetimi, meselenin özünü oluşturmaktadır. Bu çalışmada, anonimleştirilmiş bir örnek olay üzerinden, maden ruhsatının hukukî niteliği, maden sicilinin işlevi, adlî yargı kararlarında kesinleşme şartı (HMK m. 350/2 ve 367/2), idarî işlemin hukukî rejimi (Anayasa m. 138/4) ve nihayet adlî yargı kararı ile idarî işlem arasındaki ilişki üçlü bir perspektifle ele alınacaktır.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 13 Dk | Kategori: Maden Hukuku

Maden Ruhsatının Hukukî Niteliği ve Adlî Yargı Kararlarının İdarî Makamlarca Uygulanması Sorunu

I. Giriş

Türk hukukunda kanun yoluna başvurulmasının hükmün icrasına etkisi, HMK m. 350 ve m. 367’de düzenlenmiştir. Kural, kanun yoluna başvurmanın kararın icrasını durdurmamasıdır; kesinleşme şartı ise sınırlı sayıda karar bakımından öngörülmüş bir istisnadır. Bu istisnaların kapsamı, uygulamada özellikle “taşınmaz mal ile ilgili aynî haklar” ölçütü bakımından tartışma yaratmaktadır.

İncelemeye konu olan tipik uyuşmazlık, tam da bu ölçütün maden ruhsatları bakımından uygulanıp uygulanmayacağı noktasında düğümlenmektedir. Bununla birlikte, uyuşmazlığın asıl katmanı, salt “taşınır-taşınmaz” tartışmasından ibaret değildir; adlî yargı kararının idarî makamlarca (MAPEG) infazı sırasında, idarenin sahip olduğu bağımsız inceleme yetkisinin kapsamı ve bu sürecin idarî yargı tarafından denetimi, meselenin özünü oluşturmaktadır.

Bu çalışmada, anonimleştirilmiş bir örnek olay üzerinden, maden ruhsatının hukukî niteliği, maden sicilinin işlevi, adlî yargı kararlarında kesinleşme şartı (HMK m. 350/2 ve 367/2), idarî işlemin hukukî rejimi (Anayasa m. 138/4) ve nihayet adlî yargı kararı ile idarî işlem arasındaki ilişki üçlü bir perspektifle ele alınacaktır.


II. Maden Ruhsatının Hukukî Niteliği

Maden ruhsatının hukukî niteliğinin belirlenmesi, HMK m. 367/2’deki istisnanın uygulanıp uygulanmayacağı bakımından ilk ve en belirleyici aşamadır.

Anayasal ve kanunî çerçeve. Anayasa m. 168 uyarınca tabii servet ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; arama ve işletme hakkı Devlete ait olup belirli süreyle gerçek ve tüzel kişilere devredilebilir. Maden Kanunu m. 4 de madenlerin Devletin hüküm ve tasarrufu altında olduğunu ve içinde bulundukları arzın mülkiyetine tabi olmadığını hükme bağlamıştır. Dolayısıyla maden üzerinde özel mülkiyet söz konusu değildir; ruhsat sahibinin hakkı, süreli bir işletme/arama yetkisidir.

Maden Kanunu m. 3’teki tanım. İşletme ruhsatı, “işletme faaliyetlerinin yürütülebilmesi için verilen yetki belgesi” olarak tanımlanmıştır. Bu tanım, hakkın bir eşya (taşınmaz) üzerindeki aynî hak değil, idarece tanınan ve belirli koşullara bağlı olarak kullanılan bir yetki olduğunu açıkça ortaya koymaktadır.

TMK m. 704 ve gerekçesi — belirleyici nokta. 743 sayılı mülga Medenî Kanun’un 632. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin konuları arasında “madenler” de sayılmaktaydı. Ancak 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu’nun 704. maddesinde taşınmaz mülkiyetinin konusu arazi, tapu kütüğünde ayrı sayfaya kaydedilen bağımsız ve sürekli haklar ve kat mülkiyeti kütüğüne kayıtlı bağımsız bölümler olarak sınırlandırılmış; madde gerekçesinde, madenlerin ayrı bir kanunla özel bir rejime tabi tutulmuş olması nedeniyle madde metninden çıkarıldığı açıkça belirtilmiştir. Bu değişiklik, “maden ruhsatı taşınmazdır” yönündeki geleneksel yaklaşımın pozitif dayanağını ortadan kaldırmıştır. Bugün maden ruhsatı, TMK anlamında bir taşınmaz mülkiyeti konusu değildir ve tapu kütüğüne değil, ayrı bir sicil olan maden siciline kaydedilir.


III. Maden Sicili ve Ruhsatın Devri

Maden ruhsatı, tapu sicilinden farklı, kendine özgü bir sicil sistemine tabidir.

Maden sicilinin işlevi. Maden sicili, ruhsatların aleniliğini sağlayan, üçüncü kişilerin ruhsat üzerindeki hak ve işlemleri öğrenmesine imkân tanıyan bir sicildir. Tapu sicili gibi ispat ve aleniyet işlevi görse de, ruhsatın hukukî niteliğini taşınmaza dönüştürmez. Bu sicil, idarî bir sicil olup, ruhsatın devri, rehni ve haczi gibi işlemler bu sicil üzerinden yürütülür.

Devir rejimi (Maden Kanunu m. 5). Maden Kanunu m. 5 uyarınca maden ruhsatları bölünemez ve hisselere ayrılamaz; devredilebilir; devir Bakanlık onayı ile gerçekleşir ve devir muamelesi maden siciline şerh edilmesi ile tamam olur. Bu hüküm, idareye devir aşamasında bir inceleme yetkisi tanımaktadır. Ancak bu yetkinin niteliği, VI. bölümde ele alınacağı üzere, adlî yargı kararları karşısında idarenin bağlı yetki mi yoksa takdir yetkisi mi kullandığı tartışmasının temelini oluşturur. Bu noktada belirtmek gerekir ki, Bakanlık onayı, ruhsat sahibinin Maden Kanunu m. 6’daki nitelikleri taşıyıp taşımadığı, kamu borçlarının ödenip ödenmediği gibi objektif koşulların varlığına bağlanmıştır. Bu koşullar oluştuğunda onayın verilmesi zorunludur; başka bir ifadeyle idare bu alanda bağlı yetkiyle hareket eder.


IV. Adlî Yargı Kararları Bakımından Kesinleşme Sorunu

Bu bölüm, HMK’daki kesinleşme istisnasının maden ruhsatına uygulanıp uygulanmayacağını sistematik olarak analiz etmektedir.

A. HMK m. 350 ve 367'nin Sistemi

Kural: İstinaf ve temyiz yoluna başvurulması kararın icrasını durdurmaz (HMK m. 350/1, m. 367/1). Madde gerekçesinde de, ilk derece mahkemesi kararlarının kesinleşmeden icra edilebilmesi ilkesinin korunduğu, kanun yoluna başvurmanın kendiliğinden geciktirici etki doğurmasının önlendiği açıkça ifade edilmiştir. İcranın geri bırakılması ancak İİK m. 36 çerçevesinde ve bölge adliye mahkemesi/Yargıtay kararıyla mümkündür.

İstisna: HMK m. 350/2 ve m. 367/2 uyarınca kişiler hukuku, aile hukuku ve taşınmaz mal ile ilgili aynî haklara ilişkin kararlar kesinleşmedikçe yerine getirilemez.

B. Taşınmaz Mal ile İlgili Aynî Haklara İlişkin Kararlar

İstisnanın kapsamı hakkında iki noktanın altı çizilmelidir:

  • İstisna dar yorumlanır. Yargıtay uygulamasında, taşınmazın aynına ilişkin olmayan (taşınmaz üzerindeki şahsî haklara yönelik) ilamların icrası için kesinleşme aranmamaktadır; örneğin tapu iptali ve tescil ile önalım davaları kesinleşme şartına tabi iken, müdahalenin men’i ve ecrimisil ilamları bu kapsamda görülmemektedir.
  • İstisna, konusu itibarıyla belirlenir: Kararın “taşınmaz mal” üzerindeki bir aynî hakka ilişkin olması gerekir. Bu iki unsurdan biri yoksa istisna uygulanmaz.

C. Maden Ruhsatının Taşınmaz Niteliğinde Olup Olmadığı

II. Bölümde detaylandırıldığı üzere, maden ruhsatı TMK m. 704 anlamında bir taşınmaz değildir. Madenler, TMK gerekçesiyle bilinçli olarak taşınmaz mülkiyetinin konuları arasından çıkarılmıştır. Bu nedenle, maden ruhsatının tesciline ilişkin bir adlî yargı kararı, “taşınmaz mal ile ilgili aynî haklara” ilişkin bir karar değildir. Lafzî yorum ve istisnaların dar yorumu ilkesi birlikte, HMK m. 350/2 ve 367/2’deki istisnanın somut olayda uygulanamayacağını göstermektedir.

D. Edaî ve İnşaî Karar Ayrımı

Tartışmanın bu noktasında, çoğu kez gözden kaçan ancak sonucu belirleyebilecek ikinci bir ayrım daha bulunmaktadır:

Kararın Türü Örnek / Nitelik MAPEG’e Etkisi Kesinleşme Gerekir mi?
Eda Hükmü Taraflar arasındaki devir borcunun ifasına yönelik “tescil işlemi yapılması” kararı. Mahkeme, önceden var olan bir borcu tespit ve ifaya zorlamaktadır. İdare, bu hükmü infazla yükümlüdür; bağlı yetki içinde işlem tesis eder. Hayır (HMK m. 367/1 kuralı uygulanır).
İnşaî (Yenilik Doğuran) Hüküm Mahkemenin doğrudan “ruhsatın davacı adına tesciline” karar vermesi; mahkeme hükmü kendiliğinden hak yaratmaktadır (örneğin miras veya şirket bölünmesinde olduğu gibi). İdare, kararı aynen sicile işlemekle yükümlüdür; ancak hüküm kesinleşene kadar sicil kaydı değişmez. Evet (HMK m. 367/2 istisnası kapsamında).

Uygulamada, asliye hukuk mahkemelerinin verdiği “tescil” kararlarının büyük çoğunluğu, taraflar arasındaki hukukî ilişkiyi (devir sözleşmesi, rödövans, miras sözleşmesi vb.) esas alan ve borcun ifasına yönelik eda hükmü niteliğindedir. Dolayısıyla bu hükümler, kesinleşme beklenilmeksizin infaz edilebilir. İdarenin, her “tescil” kararını inşaî varsayarak kesinleşme dayatması, başlı başına hukukî hatadır.

E. Yargıtay İçtihatları

Yargıtay 12. Hukuk Dairesi’nin 2015/23452 E., 2015/25808 K. sayılı kararında, Maden Kanunu m. 3 uyarınca “yetki belgesi” olarak tanımlanan işletme ruhsatının taşınır nitelikte olduğu, satışının İİK m. 112 vd. taşınır satışı hükümlerine tabi bulunduğu, taşınmazlar için öngörülen usulün uygulanmasının kanuna aykırı olduğu belirtilmiştir. Kararın cebrî icra ihalelerine ilişkin oluşu, kesinleşme meselesini doğrudan çözmese de, Dairenin ruhsatın niteliğine ilişkin tespiti, HMK m. 367/2’deki taşınmaz unsurunun somut olayda mevcut olmadığı tezini güçlendirmektedir.

F. Adlî Yargı Kararının Maden Siciline Etkisi

Adlî yargı kararı, taraflar arasındaki özel hukuk uyuşmazlığını çözer ve hakkın kime ait olduğunu belirler. Ancak bu kararın maden siciline doğrudan etki edebilmesi, idarî makamın (MAPEG) bu kararı icra etmesine bağlıdır. İşte bu noktada, adlî yargı kararı ile idarî işlem arasındaki ilişki devreye girer.


V. İdarî Yargı Bakımından MAPEG İşleminin Hukukî Denetimi

MAPEG’in, mahkeme kararını “kesinleşmediği” gerekçesiyle uygulamaması, başlı başına bir idarî işlemdir ve idarî yargının denetimine tabidir.

A. Mahkeme Kararının Uygulanmasına İlişkin İdarî İşlem

İdarenin ret yazısı, kesin ve yürütülmesi zorunlu bir idarî işlemdir. Bu işlem, Anayasa m. 125 uyarınca iptal davasına konu olabilir. İlgilinin, aynı içerikli dilekçeleri tekrarlamak yerine, 2577 sayılı İYUK m. 7 uyarınca 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açması ve varsa yürütmenin durdurulması talebinde bulunması gerekir.

B. MAPEG'in Kesinleşme Gerekçesinin Hukukî Dayanağı

MAPEG, HMK m. 350/2 ve 367/2’yi dayanak göstermektedir. Ancak yukarıda IV/C bölümünde detaylandırıldığı üzere, maden ruhsatı TMK anlamında taşınmaz değildir. İdare, kanunda açıkça sayılmayan bir hâli, istisnaları genişleterek infaz engeli yaratamaz. Bu yönüyle MAPEG’in işleminin hukukî sebep unsuru hatalıdır.

C. İdarî İşlemin Sebep ve Konu Unsurları

İdarenin ret kararının sebebi (kesinleşmeme), hukuken mevcut olmayan bir şarta dayanmaktadır (hatalı sebep). İşlemin konusu ise, hukuka aykırı biçimde tescili geciktirmekten ibarettir. İdarî işlemin bu iki unsuru da sakat olduğundan, işlem hukuka aykırıdır.

D. Anayasa m. 138/4 ve Mahkeme Kararlarının Gecikmeksizin Uygulanması

Anayasa m. 138/4 uyarınca, “Yasama ve yürütme organları ile idare, mahkeme kararlarına uymak zorundadır; bu organlar ve idare, mahkeme kararlarını hiçbir suretle değiştiremez ve bunların yerine getirilmesini geciktiremez.” Bu hüküm, idareye mahkeme kararlarını infaz etmek için ek koşullar (kesinleşme gibi) getirme yetkisi tanımamaktadır. Kesinleşme şartı kanunda öngörülmüşse, bu Anayasa’ya aykırılık teşkil etmez; ancak kanunda olmayan bir şartı idarece eklemek, doğrudan anayasal yükümlülüğün ihlâlidir.

E. İdarî Yargının Denetim Sınırı

İdarî yargı, MAPEG’in ret işleminin hukuka uygunluğunu denetlerken, yerindelik denetimi yapamaz (İYUK m. 2). Ancak işlemin sebep, konu, yetki ve usul unsurlarını denetleyecektir. Eldeki tipik olayda, idarenin dayandığı sebep (kesinleşme) hukuken mevcut olmadığından, mahkeme işlemi sebep yönünden iptal edecektir. MAPEG’in başka bir gerekçeyle (örneğin, maden sahasının sınırları veya vergi borcu gibi) ret hakkı, ayrı ve bağımsız bir denetime tabi olup, bu çalışmanın kapsamı dışındadır.

F. Yürütmenin Durdurulması

İYUK m. 27 uyarınca, idarî işlemin uygulanması hâlinde giderilmesi güç veya imkânsız zararlar doğacaksa ve işlem açıkça hukuka aykırıysa, yürütme durdurulabilir. Maden ruhsatının tescili, işletme faaliyetinin durmasına, üretim kaybına ve yüksek miktarda tazminat yükümlülüklerine yol açacağından telafisi güç zarar koşulu, somut olayda rahatlıkla ispatlanabilir. Ayrıca, idarenin dayandığı kesinleşme gerekçesinin kanuna açıkça aykırı olması, açıkça hukuka aykırılık koşulunu da sağlamaktadır.


VI. Adlî Yargı Kararı ile İdarî İşlem Arasındaki Hukukî İlişki

(Makalenin En Özgün Bölümü)

Uyuşmazlığın en derin katmanına burada ulaşılmaktadır. Soru şudur: Adlî yargının ruhsatın tesciline ilişkin karar vermesi, MAPEG’e doğrudan tescil yükümlülüğü mü getirir; yoksa MAPEG’in Maden Kanunu’ndan kaynaklanan bağımsız bir inceleme ve değerlendirme yetkisi var mıdır?
Bu sorunun cevabı, hukuk sistemimizdeki yargı kolları ayrılığı (adlî yargı - idarî yargı) ve idarenin kanuniliği ilkelerinin kesişiminde yatmaktadır. Analizi üç ayrı katmana ayırmak, meselenin çözümünü sağlayacaktır:

1. Katman: Adlî Yargı (Özel Hukuk Uyuşmazlığının Çözümü)

Adlî yargı, taraflar arasındaki özel hukuk ilişkisinden doğan hakkı belirler. Mahkeme, devir sözleşmesinin geçerliliği, rödövans ilişkisi, miras veya şirket birleşmesi gibi özel hukuk sebeplerini değerlendirerek, ruhsatın kime ait olduğu konusunda bağlayıcı bir karar verir. Bu karar, maddi anlamda kesin hüküm teşkil eder ve taraflar için bağlayıcıdır.

2. Katman: İdarî Makam (MAPEG) — Bağımsız İdari Koşulların Uygulanması

MAPEG, adlî yargı kararını doğrudan uygulamakla yükümlüdür; ancak bu uygulama, körlemesine bir infaz değildir. MAPEG’in, Maden Kanunu’ndan kaynaklanan ve adlî yargı kararının konusunu oluşturmayan bağımsız idarî koşulları denetleme yetkisi ve görevi vardır. Bu koşullar şunlardır:

  • Devralanın Maden Kanunu m. 6’daki nitelikleri taşıyıp taşımadığı (örneğin, faaliyetten men edilmemiş olması),
  • Devir işlemine ilişkin harç, damga vergisi ve Devlet hakkı gibi kamu alacaklarının ödenip ödenmediği,
  • Devir talebinin usulüne uygun yapılıp yapılmadığı (yetkili temsilci, imza sirküleri vb.).

Kritik ayrım şudur: MAPEG, adlî yargı kararının özel hukuk sonuçlarını (hakkın varlığını ve kime ait olduğunu) tartışamaz, bu kararı değiştiremez veya kararın esasına yönelik ikinci bir değerlendirme yapamaz. Ancak maden mevzuatının emredici ve kamu düzenine ilişkin hükümlerini (vergi, harç, ehliyet) uygulamakla yetkilidir. Eğer bu idarî koşullar eksikse, MAPEG bu gerekçeyle tescil talebini bağımsız bir idarî ret kararı ile reddedebilir. Bu ret, adlî yargı kararının tanınmaması değil, idarî koşulların sağlanmaması nedeniyle sicil işleminin yapılamamasıdır.

3. Katman: İdarî Yargı (MAPEG’in Uygulamasının Denetimi)

MAPEG’in, adlî yargı kararını infaz edip etmediği veya bağımsız idarî koşulları uygulayıp uygulamadığı, idarî yargının denetimine tabidir.

  • Eğer MAPEG, kanunda ve mevzuatta açıkça öngörülmeyen bir gerekçeyle (örneğin kesinleşme şartı) işlemi reddediyorsa, idarî yargı bu işlemi iptal eder.
  • Eğer MAPEG, maden mevzuatındaki emredici koşulları (örneğin ödenmemiş vergi borcu) ileri sürüyorsa ve bu durum dosyada sabitse, idarî yargı bu ret işlemini hukuka uygun bulur.

Bu üçlü ayrım (adlî yargı / idarî makam / idarî yargı), somut uyuşmazlığın doğru teşhisini sağlar. İncelemeye konu tipik olayda MAPEG, bağımsız idarî koşulları (vergi, harç vb.) değil, doğrudan mahkeme kararının infaz kabiliyetini (kesinleşme) ret gerekçesi yapmıştır. Oysa kesinleşme, maden mevzuatının öngördüğü idarî bir koşul değil, usul hukukuna ilişkin bir meseledir ve HMK’daki istisna dar yorum gerektirir. MAPEG, kendi takdir yetkisini kullanarak kanundaki istisnayı genişletemez. Bu nedenle, MAPEG’in ret işleminin sebep unsuru hukuka aykırıdır ve idarî yargı tarafından iptal edilmesi gerekmektedir.


VII. 2026 Yönetmelik Değişikliği

31 Temmuz 2026 tarihli ve 33326 sayılı Resmî Gazete’de yayımlanan “Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik”in 2. maddesiyle, Maden Yönetmeliği’nin 101. maddesinin sekizinci fıkrasında yer alan “kesinleşmiş bir” ibaresi yürürlükten kaldırılmıştır. Anılan fıkra rödövans sözleşmelerine ilişkin olup, değişiklik sonucunda rödövans sözleşmesinin feshi halinde mahkeme kararının varlığı yeterli hâle gelmiş, kesinleşme şartı kalkmıştır.

Bu gelişmenin yorumumuz bakımından sistematik bir değeri vardır:

  • Düzenleyici otorite, maden sicilinde kesinleşmemiş bir mahkeme kararına dayanılarak işlem yapılabileceğini kabul etmektedir. Bu, “maden sicili işlemleri niteliği gereği kesinleşme gerektirir” varsayımını zayıflatmaktadır.
  • Bununla birlikte, değişiklik sınırlı bir alanı (rödövans feshi) ilgilendirmektedir. Kapsamı genişletmek ancak kanunla mümkündür (normlar hiyerarşisi).
  • Normlar hiyerarşisi açısından bakıldığında, eski yönetmelik hükmü, HMK m. 350/2 ve 367/2’deki kanunî istisnayı genişleten bir ağırlaştırma niteliğindeydi. Kaldırılması, hukuka aykırı bir düzenlemenin temizlenmesidir. Ancak bu temizlik, kalıcı çözüm değildir; ya Maden Kanunu’nda ruhsatın niteliği açıkça tanımlanmalı ya da HMK’daki istisnanın kapsamı kanunla netleştirilmelidir.

VIII. Hukukî Koruma ve Sorumluluk

İlgili şirketin (veya ruhsat sahibinin), MAPEG’in bu yöndeki ret işlemine karşı başvurabileceği hukukî yollar iki ana başlıkta toplanmaktadır:

1. İptal Davası ve Yürütmenin Durdurulması:

İYUK m. 7 uyarınca, ret işleminin tebliğinden itibaren 60 gün içinde idare mahkemesinde iptal davası açılmalıdır. Davayla birlikte, telafisi güç zarar ve açıkça hukuka aykırılık koşulları ileri sürülerek yürütmenin durdurulması talebinde bulunulmalıdır. Bu yol, en hızlı ve etkili koruma sağlayan yoldur.

2. Tam Yargı Davası (Tazminat):

İdarenin hukuka aykırı işlemi nedeniyle uğranılan zararlar (ruhsatın geç tescilinden kaynaklanan üretim kaybı, devir bedelinin geç ödenmesi nedeniyle faiz kaybı vb.) için, İYUK m. 12 uyarınca iptal davasıyla birlikte veya iptal kararının kesinleşmesinden sonra tam yargı davası açılabilir. Zararın idarî işlem ile illiyet bağı içinde olduğunun ispatı gerekmektedir.

3. Suç Duyurusu ve Cezaî Sorumluluk:

Dilekçelerde sıkça rastlanan “görevi kötüye kullanma” (TCK m. 257) tehdidi, çoğu zaman etkisizdir. Kamu görevlileri hakkında soruşturma, 4483 sayılı Kanun kapsamında izin sistemine tabidir. Ayrıca, hukukî yorumdan kaynaklanan bir ret işleminin kastî görevi kötüye kullanma olarak nitelendirilmesi oldukça güçtür. Bu nedenle, tehdit içerikli üslup yerine, idarî yargı yollarının süresinde ve usulüne uygun biçimde tüketilmesi daha verimli bir stratejidir.


IX. Sonuç

Maden ruhsatının hukukî niteliği, usul hukukunda kesinleşme şartı ve idarenin mahkeme kararlarını uygulama yükümlülüğü, iç içe geçmiş ancak her biri kendi içinde tutarlı çözümler gerektiren meselelerdir. Vardığımız sonuçlar şu şekilde özetlenebilir:

  1. Maden işletme ruhsatı, TMK m. 704 anlamında bir taşınmaz değildir; Maden Kanunu m. 3’te “yetki belgesi” olarak tanımlanmıştır. Bu nedenle, ruhsatın tesciline ilişkin adlî yargı kararları, HMK m. 350/2 ve 367/2’deki “taşınmaz mal ile ilgili aynî haklar” istisnası kapsamında değerlendirilemez.
  2. İstisnanın uygulanıp uygulanmayacağını belirleyen asıl ölçüt, kararın eda mı yoksa inşaî mi olduğudur. Çoğu devir ve tescil kararı, özel hukuk ilişkisinden doğan borcun ifasına yönelik eda hükmü niteliğinde olduğundan, kesinleşme şartı aranmaz.
  3. MAPEG’in ret işlemi, hukuken mevcut olmayan bir sebebe (kesinleşme) dayanmakta olup, Anayasa m. 138/4’e de aykırıdır. Bu işlemin idarî yargı önünde iptali gerekmektedir.
  4. Makalenin en özgün katkısı olan VI. Bölüm’de ortaya konduğu üzere, adlî yargı kararı MAPEG için doğrudan ve sorgusuz bir tescil yükümlülüğü doğurmaz; MAPEG, maden mevzuatındaki bağımsız idarî koşulları (vergi, harç, ehliyet) denetleme yetkisine sahiptir. Ancak bu denetim, mahkeme kararının esasına yönelik olamaz ve kanunda öngörülmeyen ek şartlar (kesinleşme gibi) idarece yaratılamaz. İdarî yargı, MAPEG’in bu bağımsız denetimini sebep ve konu unsurları bakımından denetleyecektir.
  5. 2026 Yönetmelik değişikliği, sistematik olarak bu yorumu desteklemekle birlikte, esas çözümün kanun koyucu tarafından yapılacak açık bir düzenleme olduğunu göstermektedir. Mevcut hâliyle idarenin dayattığı kesinleşme şartı hukukî dayanaktan yoksundur.

Kaynaklar

• 6100 sayılı Hukuk Muhakemeleri Kanunu m. 350, 367 ve madde gerekçeleri
• 2004 sayılı İcra ve İflas Kanunu m. 36, 112 vd.
• 3213 sayılı Maden Kanunu m. 3, 4, 5, 6
• Maden Yönetmeliği (RG 11.12.2022/32040) m. 101; Maden Yönetmeliğinde Değişiklik Yapılmasına Dair Yönetmelik (RG 31.07.2026/33326)
• 4721 sayılı Türk Medenî Kanunu m. 704 ve madde gerekçesi (mülga 743 s. MK m. 632 karşılaştırması)
• 2577 sayılı İdarî Yargılama Usulü Kanunu m. 7, 11, 12, 27
• Türkiye Cumhuriyeti Anayasası m. 129, 138, 168
• Yargıtay 12. Hukuk Dairesi, 2015/23452 E., 2015/25808 K., 26.10.2015

Paylaş
İlgili Yazılar

MADEN YÖNETMELİĞİ’NDE 31 Temmuz 2026 DEĞİŞİKLİKLERİ: ANAYASA, MADEN KANUNU VE HUKUKİ GÜVENLİK AÇISINDAN BİR DEĞERLENDİRME

02.08.2026

Maden Arama Ruhsatında İşletilebilir Rezerv Bulunamaması Hâlinde Ruhsat ve İhale Bedelinin İadesi

31.07.2026

MADENCİLİK FAALİYETİ NEREDE BAŞLAR, NEREDE BİTER? MEVZUAT, MÜHENDİSLİK VE İNSAN BOYUTU

28.07.2026