Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Hukuki Değerlendirme — 09.08.2026

Yer Altında Sıcak Su, Sokakta Kazı

İzmir'in Dikili ilçesinde iki süreç aynı anda yürüyor. Bir yanda Dünya Bankası'nın 65 milyon dolarlık finansmanıyla kurulan, 50 sera ve 47 sanayi parseliyle 3 bin 500 kişiye istihdam hedefleyen Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi. Öbür yanda ise ilçenin konutları için sokaklar kazılarak yayılan doğal gaz şebekesi. Yani jeotermal enerji seraya ve sanayiye taşınırken, aynı ilçenin evleri Ithal Fosil yakıta yöneliyor. Bu yazı, tablonun arkasındaki asıl nedeni tartışıyor: doğal gaza tanınan düzenleyici güvencenin jeotermale tanınmaması ve bunun yerel yönetim üzerinde yarattığı ekonomik baskı.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 11 Dk | Kategori: Hukuki Değerlendirme

Yer Altında Sıcak Su, Sokakta Kazı

Dikili'nin Enerji Paradoksu ve Bir Fırsat Penceresi

Aynı ilçede iki ayrı hikâye

Türkiye, jeotermal kaynaklar bakımından dünyanın en zengin ülkeleri arasında. İzmir'in Dikili ilçesi ise bu zenginliğin en somut adreslerinden biri: Kaynarca ve Ilıca sahalarındaki kuyular, ilçeye yıllardır seracılıktan konut ısıtmasına kadar uzanan bir potansiyel sunuyor.

Bugün Dikili'de aynı anda iki hikâye yaşanıyor.

Birinci hikâye bir başarı hikâyesi. Dünya Bankası finansmanıyla kurulan Dikili Jeotermal Isıtmalı Sera Organize Tarım Bölgesi (OTB), Türkiye'de Dünya Bankası tarafından desteklenen tek organize tarım bölgesi. Başlangıçta 30 milyon dolar olarak planlanan finansman, projenin ölçeği görüldükten sonra 65 milyon dolara çıkarıldı. 50 sera ve 47 sanayi parselinden oluşan bölgede yıllık yaklaşık 85 bin ton üretim ve 3 bin 500 kişilik istihdam hedefleniyor. Yatırım yalnızca Dikili'yi değil; Bergama, Kınık, Menemen ve Ayvalık dahil tüm Bakırçay Havzası'nı kapsayan bölgesel bir kalkınma hamlesi olarak kurgulanmış durumda. 2026 yılı için Dünya Bankası kaynaklarından yaklaşık 2,2 milyar TL ödenek ayrıldı; yeni sondajlarla sahanın kapasitesi güçlendiriliyor.

İkinci hikâye ise sokakta yaşanıyor. Dikili'de doğal gaz altyapısı hızla yayılıyor. Aboneleşme oranı yüzde 51'e, aktif gaz kullanım oranı yüzde 47'ye ulaşmış durumda. 2026 içinde 7 bin 461 metre ana hat, 2 bin 271 metre servis hattı döşendi, 274 servis kutusu monte edildi. 19 kilometrelik 5. Etap çalışmalarıyla Gazipaşa, Salimbey ve İsmetpaşa mahallelerinin tamamına gaz ulaştırılması hedefleniyor; ardından Cumhuriyet Mahallesi gelecek, Çandarlı için İZMİRGAZ ile teknik planlama sürüyor.

Tabloyu birlikte okuduğumuzda ortaya şu soru çıkıyor: Jeotermal enerji, seraya ve sanayiye milyonlarca dolarlık yatırımla taşınırken, aynı ilçenin konutları neden fosil yakıta yöneliyor?
Bu bir suçlama değil, bir planlama sorusu. Ve cevabı doğru verilirse Dikili, Türkiye'nin en özgün enerji modellerinden birini kurabilir.

Jeotermal bölgesel ısıtma neden yorulur?

Dikili'deki jeotermal konut ısıtma sistemi, kâğıt üzerinde 7 bin konut eşdeğeri kapasite için tasarlanmıştı. Isı merkezlerinden bina altı eşanjörlerine kapalı devre aktarım yapan, teknik olarak sağlam kurgulanmış bir sistemdi. Buna rağmen abonelerin son yıllarda dile getirdiği şikâyetler tanıdık: sık arızalar, hat patlakları, peteklerin yeterince ısınmaması.

Bu tablo Dikili'ye özgü değil. Türkiye'de jeotermal bölgesel ısıtma sistemleri tipik olarak şu beş nedenden yıpranır:

  1. Kabuklaşma ve korozyon. Jeotermal akışkanın kimyasal içeriği, yıllar içinde boruların iç kesitini daraltır, eşanjör verimini düşürür. Düzenli kimyasal işlem ve eşanjör bakımı yapılmazsa kapasite sessizce erir.
  2. Reenjeksiyon ihmali. Kullanılmış akışkan rezervuara geri basılmazsa saha basıncı ve sıcaklığı zamanla düşer. Reenjeksiyon bir maliyet kalemi değil, kaynağın ömür sigortasıdır.
  3. Isı kayıpları ve şebeke yaşı. Yalıtımı yorulmuş hatlarda ısı kaybı yüzde 20-30'lara çıkabilir. Abone konforu düşer, işletme maliyeti artar.
  4. Tarife-yatırım makası. Bölgesel ısıtma sermaye yoğun bir iştir. Tarifeler sosyal kaygılarla bastırıldığında amortisman ve yenileme payı ayrılamaz; sistem “bakım yapılmayınca bozulan, bozulunca abone kaybeden, abone kaybedince daha az gelir üreten” bir sarmala girer.
  5. Bina tarafındaki uyumsuzluk. Jeotermalde eşanjöre gelen su, doğal gaz kombisinin ürettiği sudan daha düşük sıcaklıktadır. Radyatör yüzeyi buna göre hesaplanmamış binalarda kullanıcı “yakıyorum ama ısınmıyorum” der — sorun kaynakta değil, bina içi tesisattadır. Ancak faturayı ve suçlamayı sistem üstlenir.

Bu beş başlık, çoğu zaman “jeotermal işe yaramıyor” sonucuna değil, “jeotermal yönetilmemiş” sonucuna çıkar. Aradaki fark, Dikili'nin önümüzdeki yirmi yılını belirleyecek kadar büyüktür.

Doğal gaz yatırımı yanlış mı?

Hayır. Ve bu yazının amacı doğal gaz çalışmalarını hedef almak değil.

Doğal gaz, Dikili'nin bugüne kadar kömür, odun ve elektrikli ısıtıcıyla ısınan mahalleleri için hava kalitesi, güvenlik ve konfor açısından net bir iyileşmedir. Jeotermal şebekenin hiç ulaşmadığı bölgeler, yeni yerleşim alanları, Çandarlı gibi ayrı yerleşimler için gerçekçi ve gerekli bir çözümdür. Vatandaşın kışın üşümemesi, uzun vadeli enerji tartışmalarından önce gelir.

Sorun doğal gazın gelmesi değil. Sorun, doğal gaz gelirken jeotermalin gündemden düşmesi ihtimalidir.

Çünkü bir kez kararı verilen altyapı, otuz yıl boyunca kentin ısınma tercihini kilitler. Bugün sokakları kazıp döşenen hat, 2050'lerin Dikili'sinin karbon ayak izini de belirler. Bu ölçekte bir karar, “hangisi daha kolay” sorusuyla değil, “hangisi birlikte nasıl çalışır” sorusuyla verilmelidir.

Üstelik makro tablo tek yönlü işliyor: doğal gaz ithal, kur ve jeopolitik riske açık, fiyatı Dikili'nin kontrolü dışında belirlenen bir kaynak. Jeotermal ise ilçenin kendi toprağının altında, döviz kuruna endeksli olmayan, yenilenebilir bir varlık. Avrupa'nın sınırda karbon düzenlemesi (SKDM) yürürlüğe girdikçe, “yenilenebilir enerjiyle ısıtılmış” etiketi Dikili'nin sera ürünleri için ihracat avantajına dönüşecek. Aynı avantaj, doğru kurgulanırsa turizm ve konut için de geçerlidir.

Eşit olmayan yarış: mevzuatın kurduğu asimetri

Bu tartışmanın en az konuşulan ama belki de en belirleyici boyutu şudur: jeotermal ile doğal gaz, eşit koşullarda yarışmıyor.
Doğal gazda sokaktaki ana hattı ve bina girişine kadar uzanan servis hattını lisanslı dağıtım şirketi yapar. Mevzuat, dağıtım şirketini tüketicinin talebi halinde binayı şebekeye bağlamakla yükümlü kılar; bağlantının teknik ve ekonomik açıdan mümkün olması yeterlidir. Vatandaş bu iş için ayrı ayrı hat, kazı, boru masrafı ödemez. Yalnızca EPDK'nın ülke çapında tavanını belirlediği, tek seferlik bir “abone bağlantı bedeli” öder — 2025 yılı için 0–200 m² konutlarda 6.154 TL + KDV. Üstelik EPDK, konut aboneliğinde dağıtım şirketlerinin bu bedel dışında ücret talep etmesini mevzuata aykırı sayar; son yönetmelik değişikliğiyle bedel taksitlendirilebilir hale getirilmiş, dar gelirli gruplara muafiyet tanınmıştır.

Peki bu yatırımın parası nereden çıkıyor? Dağıtım şirketi, 30 yıllık lisans süresi boyunca EPDK onaylı dağıtım tarifesi üzerinden yatırımını geri alır.

İşte asıl ayrıcalık burada. Mesele “devletin ödemesi” değil; mesele, şebeke yatırımının geri dönüşünü güvenceye alan, düzenlenmiş ve öngörülebilir bir piyasa mimarisinin var olmasıdır. Bir şirket, bugün Dikili'nin sokağını kazarken 25 yıl sonra bu parayı hangi tarifeden geri alacağını bilir.

Jeotermal bölgesel ısıtmada bu mimarinin karşılığı yoktur.

Jeotermali düzenleyen 5686 sayılı Jeotermal Kaynaklar ve Doğal Mineralli Sular Kanunu, özünde bir kaynak ve ruhsat kanunudur; ısının şehre dağıtılmasını bir piyasa olarak düzenlemez. Sonuç olarak:

  1. Lisanslı dağıtım bölgesi yoktur. Doğal gazdaki gibi tanımlı bir hizmet alanı ve tekel-yükümlülük dengesi kurulmamıştır.
  2. Bağlanma yükümlülüğü yoktur. Vatandaşın “beni de bağlayın” deme hakkı, doğal gazdaki kadar net değildir.
  3. EPDK onaylı, yatırımı amorti eden bir ısı tarifesi metodolojisi yoktur. Tarife çoğu yerde belediye meclisi kararıyla, yani doğrudan siyasi ve sosyal baskı altında belirlenir.
  4. Ülke çapında tavanı belirlenmiş bir bağlantı bedeli yoktur. Hattın bina girişine kadar olan maliyeti çoğu uygulamada ya aboneye ya da doğrudan belediye bütçesine kalır.
  5. Üstüne bir de yük vardır: Jeotermal işletmeci, tesisin gayrisafi hasılatının %1'i oranında idare payı öder. Tahsil edilen tutarın beşte biri kaynağın bulunduğu belediyeye geri döner; kalanı genel bütçeye gider.

Bu tabloyu yan yana koyduğumuzda ortaya çıkan sonuç nettir: Doğal gaz dağıtıcısı, geri dönüşü düzenlemeyle güvenceye alınmış bir yatırımcıdır. Jeotermal bölgesel ısıtmada ise belediye aynı anda yatırımcı, işletmeci, tarife belirleyicisi ve şikâyet muhatabıdır — üstelik hiçbir geri dönüş garantisi olmadan.
Dolayısıyla Türkiye'de sıkça duyulan “jeotermal ısıtma pahalıya geliyor, tutmuyor” cümlesi çoğu zaman bir maliyet tespiti değil, bir finansman mimarisi eksikliğinin sonucudur. Kaynak yerin altında ve bedavaya yakındır; pahalı olan, o kaynağı eve taşıyacak şebekeyi kimsenin finanse etmemesidir.

Talep basit ve makuldür: Doğal gaza tanınan bu düzenleyici imkân, yenilenebilir ve yerli olan jeotermale de tanınmalıdır. Somut olarak:

  1. Jeotermal bölgesel ısıtma, EPDK benzeri bir çerçevede lisanslı ısı dağıtım faaliyeti olarak tanımlanmalı; hizmet bölgesi, bağlanma yükümlülüğü ve tüketici hakları netleştirilmelidir.
  2. Bina girişine kadar olan hat, tıpkı doğal gazdaki servis hattı gibi şebeke yatırımı sayılmalı; aboneden yalnızca tavanı ulusal ölçekte belirlenmiş, taksitlendirilebilir tek bir bağlantı bedeli alınmalıdır.
  3. Yatırımın geri dönüşünü sağlayan, enflasyona endeksli, onaylı bir ısı tarifesi metodolojisi oluşturulmalı; tarife siyasi konjonktürün insafına bırakılmamalıdır.
  4. Konut ısıtmasında kullanılan jeotermalde idare payı indirilmeli veya muaf tutulmalı; hâlihazırda alınan payın belediyeye dönen kısmı, mevzuatla şebeke yenileme ve reenjeksiyona tahsis edilmelidir.
  5. Şebeke yatırımı için İLBANK, Dünya Bankası ve Avrupa Yatırım Bankası kaynaklarından uzun vadeli ve düşük maliyetli finansman hattı açılmalıdır. Dikili OTB örneği, bu kaynakların jeotermale ulaşabildiğini zaten kanıtlamıştır — eksik olan, aynı imkânın konut ısıtmasına da tanınmasıdır.

Bu talepler tek bir ilçenin gücünü aşar. Bu yüzden Dikili'nin, jeotermal kaynağa sahip diğer ilçe belediyeleriyle — Balçova, Narlıdere, Bergama, Seferihisar, Gönen, Simav, Salihli, Sandıklı, Kızılcahamam, Kozaklı ve diğerleriyle — ortak bir platformda hareket etmesi gerekir. Otuza yakın belediyenin ortak imzasıyla Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı'na, EPDK'ye ve TBMM'ye taşınacak bir mevzuat talebi, tek tek yapılan başvurulardan çok daha etkilidir.

Asıl fırsat: OTB ile şehir arasındaki köprü

İşte tam bu noktada, iki hikâyeyi birbirine bağlayan asıl imkân ortaya çıkıyor.

OTB kapsamında yeni jeotermal kuyular açılıyor, yeni şebekeler ve ısıtma sistemleri kuruluyor. Yani Dikili'nin jeotermal kapasitesi bugün azalmıyor, artıyor. Ortaya çıkan mühendislik kapasitesi, işletme bilgisi ve — en önemlisi — kullanılmış ama hâlâ 50-60 derece sıcaklıkta olan atık akışkan, şehir için bir kaynaktır.

Dünyada bunun adı kaskad (basamaklı) kullanım: aynı akışkan önce sanayi prosesinde, sonra sera ısıtmasında, sonra konut ısıtmasında, en sonunda termal turizm ve su ürünlerinde kullanılır, ardından reenjekte edilir. İzlanda'dan Macaristan'a kadar başarılı jeotermal kentlerin ortak sırrı budur. Dikili'de OTB'nin dönüş hattı ile ilçe merkezinin ısı ihtiyacı arasında kurulacak bir bağ, hem sistemin ekonomisini düzeltir hem de kaynağın verimini katlar.

Yerel yönetime somut öneriler

Aşağıdaki başlıklar, Dikili Belediyesi ve ilgili kurumlar için bir eleştiri listesi değil, bir eylem planı taslağıdır.

  1. Şeffaf bir envanter yayımlansın. Jeotermal şebekenin bugünkü abone sayısı, çalışan hat uzunluğu, arıza istatistikleri, ısı kaybı oranı ve kuyu debileri kamuoyuyla paylaşılsın. Vatandaş neyin neden değiştiğini bildiğinde tartışma dedikodudan çıkıp politikaya döner.
  2. Fizibilite raporu hazırlatılsın ve açıklansın. “Mevcut jeotermal şebekenin rehabilitasyonu” ile “tam doğal gaza geçiş” senaryolarının 25 yıllık maliyet karşılaştırması, bağımsız bir üniversite ya da mühendislik kuruluşuna yaptırılsın. Dokuz Eylül, Ege ve İzmir Yüksek Teknoloji Enstitüsü'nün jeotermal alanında ciddi birikimi var.
  3. Doğal gaz kazısı jeotermal için de kullanılsın. Sokak zaten açılıyor. Aynı hendeğe jeotermal ana hat için boş boru (konduit) döşemenin marjinal maliyeti çok düşüktür; aynı sokağı beş yıl sonra yeniden kazmanın maliyeti ise çok yüksektir. Bu, hiçbir ek karar gerektirmeyen, sadece koordinasyon gerektiren ve fırsat penceresi her geçen ay kapanan bir adımdır.
  4. OTB ile protokol yapılsın. OTB'nin kaskad atık ısısının ilçe merkezine, kamu binalarına, okullara, hastaneye ve termal tesislere aktarılması için teknik ve hukuki çerçeve şimdiden kurulsun. Bu bağ, proje tamamlandıktan sonra kurulmaya çalışılırsa çok daha pahalıya mal olur.
  5. Reenjeksiyon ve bakım bütçesi ayrı kalem yapılsın. Tarifenin içinde tanımlı, denetlenebilir bir “yenileme ve reenjeksiyon fonu” oluşturulsun. Bakım, kesintiye uğrayabilecek bir gider değil, kaynağın ömrünü belirleyen bir yatırımdır.
  6. Hibrit model benimsensin. Jeotermalin ekonomik olduğu yoğun mahallelerde jeotermal, dağınık ve uzak yerleşimlerde doğal gaz. Rekabet değil, işbölümü. Vatandaşa “biri ya da diğeri” değil, “hangisi senin binan için daha ucuz” sorusuyla gidilsin.
  7. Bina içi tesisat desteklensin. Jeotermal abonelerinin ısınamama şikâyetlerinin önemli kısmı, düşük sıcaklık rejimine uygun olmayan radyatörlerden kaynaklanır. Ücretsiz keşif, radyatör hesabı ve yalıtım danışmanlığı; yeni kuyu açmaktan çok daha ucuz bir kapasite artışıdır.
  8. Termal turizm kolu kurulsun. Dikili'nin jeotermal suyu yalnızca bir kalorifer kaynağı değil; kaplıca, sağlık turizmi ve dört mevsim turizm için bir varlıktır. Isıtma sisteminin ekonomisi, turizm gelirleriyle desteklendiğinde ayakta durabilir hale gelir.
  9. Abone meclisi oluşturulsun. Muhtarlar, apartman yöneticileri, esnaf odaları ve meslek odalarından oluşan bir danışma kurulu, hem şikâyetlerin erken duyulmasını hem de kararların sahiplenilmesini sağlar.
  10. Mevzuat girişimi başlatılsın. Yukarıda sıralanan düzenleme talepleri, Dikili Belediye Meclisi'nin alacağı bir kararla resmî bir metne dönüştürülsün; jeotermal kaynağa sahip diğer belediyelere ortak imza çağrısı yapılsın. Bu, belediyenin bütçesinden tek kuruş çıkarmadan atabileceği ama uzun vadede en yüksek getiriyi sağlayacak adımdır.
  11. Talep, doğal gaza karşı değil, jeotermal lehine kurulsun. Girişimin dili “doğal gaz ayrıcalıklı” değil, “yerli ve yenilenebilir kaynak da aynı imkândan yararlanmalı” olmalıdır. Karşıtlık üreten bir söylem masaya oturmayı zorlaştırır; eşitlik talebi ise her siyasi görüşten destek bulabilir.

Sonuç

Dikili'de bugün olan şey bir başarısızlık değil, bir eşik. İlçe, tarımsal üretimde Avrupa ölçeğinde bir yatırıma ev sahipliği yaparken kendi hanelerinin ısınma modelini yeniden kuruyor. Bu iki süreç birbirinden habersiz yürürse, Dikili yer altındaki sıcak suyu ihraç ederken ısınmak için ithal gaz alan bir ilçe olur.

Aynı iki süreç birbirine bağlanırsa, Dikili Türkiye'nin ilk gerçek kaskad jeotermal kenti olur: sanayisini, serasını, evini ve turizmini tek bir yenilenebilir kaynaktan besleyen bir model.

Fark, teknolojide değil. Fark, koordinasyonda, şeffaflıkta, mevzuatta ve bugün alınacak birkaç kararda.

Ve şunu da açıkça söylemek gerekir: Bu eşikte yerel yönetimin tek başına yapabileceklerinin bir sınırı vardır. Bir belediyenin, geri dönüşü düzenlemeyle güvenceye alınmış bir ulusal dağıtım şirketiyle kendi öz kaynaklarıyla rekabet etmesi beklenemez. Yerel yönetime düşen, elindeki imkânları sonuna kadar kullanmak ve eksik olanı yüksek sesle talep etmektir. Merkezî yönetime düşen ise, kendi toprağının altındaki yenilenebilir kaynağı değerlendirmek isteyen belediyeyi, ithal yakıt dağıtan şirketten daha dezavantajlı bırakmamaktır.

Yerel yönetimin bu eşikte ihtiyacı olan şey eleştiri değil, destek, fikir ve mevzuat desteğidir. Bu yazı da o niyetle yazıldı.
 
Kaynak notu: Bu yazıda kullanılan OTB ve doğal gaz verileri, Tarım ve Orman Bakanlığı, Dikili Belediyesi ve İzmir Ticaret Odası'nın kamuya açık açıklamalarına dayanmaktadır. Doğal gaz bağlantı bedeli ve servis hattı yükümlülüklerine ilişkin bilgiler EPDK'nin Doğal Gaz Piyasası Dağıtım ve Müşteri Hizmetleri Yönetmeliği ile kamuya açık düzenleme metinlerinden; jeotermale ilişkin idare payı bilgisi 5686 sayılı Kanun ve uygulama yönetmeliğinden alınmıştır. Bağlantı bedeli tutarları her yıl güncellendiğinden, yayın öncesinde EPDK'nin güncel kurul kararlarından teyit edilmesi önerilir. Jeotermal konut ısıtma sisteminin Dikili'deki mevcut durumuna ilişkin resmî ve kapsamlı bir açıklama bulunmadığından, ilgili bölüm abone şikâyetleri ve genel teknik literatür temelinde değerlendirme olarak sunulmuştur.

Paylaş
İlgili Yazılar

Lima'dan Soma'ya: Kömürden Çıkışın “Adil” Olması Ne Demek?

29.06.2026