Ömer Günay. MADEN MÜHENDİSİ AVUKAT
Maden Hukuku — 25.07.2026

Maden ve Enerji Mevzuatında İzinleri Hızlandırmak Neyi Değiştirir?

İzinlerin hızlandırılması tartışması genellikle iki cümle arasında sıkışıyor. Bir taraf "bürokrasi yatırımın önünü tıkıyor" diyor, diğer taraf "doğa tahrip edilecek" diyor. İkisi de kendi içinde tutarlı, ama tartışma bu haliyle kısır kalıyor. Çünkü iki taraf da meseleyi bir miktar sorunu gibi ele alıyor: daha çok mu izin verilecek, daha az mı koruma yapılacak. Bu yazının savı farklı: hız, riski ortadan kaldırmaz. Riski yalnızca yer değiştirir. Bugünden yarına, bir taraftan diğerine, bir kurumdan başka bir kuruma. Asıl soru "ne kadar" değil, "kime ve ne zaman" sorusu. Bu soru sorulduğunda, düzenlemenin amacı ile üreteceği sonuçlar arasında düzenli bir sapma ortaya çıkıyor. Bu sapmanın bir kısmı, düzenlemeyi savunanların hedefleri açısından da kötü.
Okumaya devam et
Okuma Süresi: 10 Dk | Kategori: Maden Hukuku

Maden ve Enerji Mevzuatında İzinleri Hızlandırmak Neyi Değiştirir?

Düzenleme ne getirdi?

Kamuoyunda "süper izin" denen teklif 19 Temmuz 2025'te Meclis'te kabul edildi. 7554 sayılı Kanun olarak 24 Temmuz 2025 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanarak yürürlüğe girdi. Maden Kanunu, Elektrik Piyasası Kanunu, Mera Kanunu, Çevre Kanunu ve Yenilenebilir Enerji Kanunu'nda çok sayıda değişiklik yaptı.

Benzer değişiklik Yenilenebili Enerji konusunda ,24 Temmuz 2026 tarihli ve 33319 sayılı Resmî Gazete’de İmar ve Ruhsatlaşma Yetkilerinin Merkezîleştirilmesi ile ilgili yönetmenlik yayınlandı.

Bu iki değişiklikde İzin süreçleri açısından dört değişiklik önemli:

Yetki tek elde toplandı. MAPEG yetkilisinin anlatımıyla amaç, sekiz bakanlık ve yirmi bir kuruma dağılmış izin süreçlerini tek elden hızlandırmaktı. Maden Kanunu'nun 7. madde izinlerinde MAPEG'in araya girdiği yeni bir yapı kuruldu.

Susan kurumun görüşü olumlu sayılıyor. ÇED sürecinde ilgili kurumlara görüş bildirmek için en fazla üç ay veriliyor. Bu süre içinde cevap vermeyen kurumun görüşü otomatik olarak olumlu kabul ediliyor.

Süreçler paralel yürüyebiliyor. Çevre Kanunu'na eklenen ibareyle, ÇED sonuçlanmadan da teşvik, onay, izin ve ruhsat başvuruları başlatılabiliyor.

Bazı madenler için ayrı bir rejim kuruldu. Stratejik ve kritik madenler için ayrı bir kurul öngörüldü; bu madenlerde acele kamulaştırma ve zorunlu stoklama mümkün hale geldi. Zeytinliklerde madencilik, kamu yararı şartı ve fidan dikme zorunluluğuyla açıldı.
 

Yedi sonuç

1. Bilgi üretilmeden karar veriliyor

Susan kurumun görüşünün olumlu sayılması, aslında bir süre kısaltması değil.

Bir kurumun görüş vermesi eskiden bilgi üreten bir işti. Yeraltı suyu değerlendirmesi yapılıyordu, orman envanteri çıkarılıyordu, toprak sınıflandırılıyordu, kültür varlığı taraması yapılıyordu. Her biri karar dosyasına dışarıdan bilgi katıyordu.

Yeni kural, bu işin yapılmamasına, yapılmasıyla aynı sonucu bağlıyor. Yani karar, hiç üretilmemiş bir bilgiye dayanıyor.

Bu bir kural gevşetmesi değil. Bilginin yerine bir varsayım konması. İzin var, bilgi yok. Risk azalmıyor; sadece kayda girmiyor. Kayda girmeyen risk ortadan kalkmıyor, ileri bir tarihe kalıyor.

Bir ayrıntı daha var. Kurumlar her zaman ihmalden süsmaz. Bir kurum, olumsuz görüş vermenin yükünü taşımamak için de susabilir. Yeni kural bu durumda susmayı akıllıca hale getiriyor: itiraz etmek zahmetli, susmak bedava ve sonuç aynı. Yani kural sadece yavaş kurumu cezalandırmıyor, temkinli kurumu da susmaya itiyor.

2. Belirsizlik kaybolmuyor, sonraya kalıyor

Düzenlemenin vaadi belirsizliği azaltmak. Ama azalttığı şey takvim belirsizliği. Artırdığı şey hukuk belirsizliği.

Kurum susmadığı için değil, sustuğu için verilmiş bir izin sağlam durmaz. Arkasındaki inceleme yapılmadığı için mahkemede savunulması zordur. Ayrıca genişleyen takdir yetkisi çift taraflı çalışır: bugün lehinize kullanılan yetki, yarın aleyhinize kullanılabilir.

Sonuç şu: belirsizlik izin aşamasından işletme aşamasına kayıyor. Bu, yatırımcı için de kötü bir takas. Çünkü izin aşamasındaki belirsizlik ucuzdur — henüz büyük para harcanmamıştır. İşletme aşamasındaki belirsizlik pahalıdır — para çoktan gömülmüştür. Altı ay kazanmak, on yıllık güvenceyi kaybetmeye değmez.

3. Tek kapı hızlıdır, ama hatayı yakalayamaz

Sekiz bakanlık ve yirmi bir kurum sadece bürokratik yavaşlık değildi. Aynı zamanda dağılmış bilgiydi. Her kurum başka bir şeyi biliyor, başka bir riski görüyordu.

Tek kapı modeli bu bilgiyi merkeze taşımıyor; ona sorma zorunluluğunu kaldırıyor.

Fark şurada: dağınık yapılar yavaştır ama hatayı düzeltir, çünkü bir kurumun göremediğini diğeri görür. Tek merkezli yapılar hızlıdır ama hatayı çoğaltır.

Asıl tehlike tek tek yanlış kararlar değil. Tehlike, hataların birbirine benzemeye başlaması. Aynı kurumun aynı varsayımıyla onaylanan bütün projeler, o varsayım yanlış çıktığında hep birlikte ve aynı şekilde çöker. Sorun tek bir olayın büyüklüğü değil, hepsinin aynı anda gelmesi.

4. Denetim öne değil, arkaya alındı

İzin aşamasındaki denetimi azaltıp, işletme aşamasındaki denetimi artırmak kendi başına savunulabilir bir tercihtir. Ön izin pahalıdır, yavaştır ve zaten eksik bilgiyle yapılır. Sonradan denetim ise maliyeti doğru tarafa yükleyebilir.

Ama bunun geçerli olmasının tek bir şartı var: arkadaki denetimin aynı anda güçlendirilmesi. Daha sık kontrol, caydırıcı ceza, zorunlu sigorta, hızlı işleyen tazminat davası, bağımsız izleme.

Bu şart yerine gelmezse, yapılan şey denetimi arkaya almak değil, denetimi kaldırmaktır.

Bir yazının burada iddia etmesi değil, soru sorması gerekir: ön denetimin gevşediği dönemde, denetim ve ceza kapasitesi ölçülebilir şekilde arttı mı? Cevap, düzenlemenin savunulabilirliğini büyük ölçüde belirler.

5. Kimin işine yarar? Beklenenden farklı bir cevap

Bu, en az konuşulan ama belki en önemli sonuç.

Kuralların gevşemesi bütün yatırımcıları aynı ölçüde çekmez.

Uluslararası bankalardan kredi kullanan, borsada işlem gören, IFC standartlarına ya da Ekvator İlkeleri'ne bağlı bir şirket zaten yüksek standardı uygulamak zorundadır. Çünkü bu kurallar "yerel mevzuata uy" demez; yerel hukuk ile kendi standardı arasında fark varsa, yüksek olanı uygula der.

Böyle bir şirket gevşemeden hiçbir şey kazanmaz. Tersine kaybeder: susma yoluyla alınmış bir ÇED uluslararası kredi süreçlerinde kabul görmediği için, kendi değerlendirmesini ayrıca yaptırmak zorunda kalır. Yani maliyeti artar.

Böyle bir bağı olmayan şirket ise gevşemeden tam kazanç sağlar.

Sonuç beklenenin tersi. Ortaya çıkan şey "herkes daha çok kirletiyor" tablosu değil. Gelen yatırımcının türü değişiyor. Kurallar, en az hesap verebilir işletmeciyi görece avantajlı hale getiriyor.

Bunun bir devamı daha var: kurumsallaşmış şirketler için yerel kuralların gevşemesi uyum maliyetini düşürmüyor, ama yerel rakiplerine karşı onları dezavantajlı duruma sokuyor. Yani düzenleme, amacının tersine, en düzenli yatırımcı için caydırıcı olabiliyor.

6. Herkese eşit süre, herkese eşit imkân değil

Süre kısaltmak dışarıdan tarafsız görünür. Kural herkes için aynıdır.

Ama değildir. Hız, hazır kapasitesi olanın işine yarar; kapasitesini süreç içinde kurmak zorunda olanın aleyhine çalışır.

Şirketin avukatı, danışmanı, mühendisi zaten masadadır. Bir köyün avukat bulması, dosyanın dilini çözmesi, bilirkişi parasını toplaması, kendi içinde karar alması aylar sürer. Üç aylık süre birinci taraf için sıradan bir iştir, ikinci taraf için neredeyse imkânsızdır.

Genel kural şu: görünürde tarafsız bir usul, güçleri eşit olmayan taraflara uygulandığında tarafsız sonuç vermez. Süreci hızlandırmak teknik bir düzenleme gibi durur; fiilen bir güç aktarımıdır.

7. İtiraz kapanınca kaybolmaz, yer değiştirir

İtiraz kanalı daraldığında itiraz ortadan kalkmaz. Biçim ve yer değiştirir.

İnsanlar ya çekilir — göç eder, toprağını satar, mücadeleyi bırakır — ya da kurum dışına çıkar: sahada durur, yol keser, uluslararası şikâyet yoluna gider.

Bunun sonucu ters bir tabloya yol açıyor: kâğıt üzerinde hızlanan izin, sahada yavaşlayan proje demek olabilir. İnsanların sürecin dışında bırakılması, çevre çatışmalarının büyümesinin en bilinen sebeplerinden biridir. İzin süreci altı ay kısalır, saha çatışması iki yıl uzar. İkincisinin maliyeti birincisinin kazancından büyüktür.
 

Uluslararası kurallar gevşemiyor

Yerel izin rejiminin gevşemesi, uluslararası kuralları gevşetmez. IFC standartları, Ekvator İlkeleri, EBRD ve Avrupa Yatırım Bankası politikaları ve OECD Rehberi yerel hukuku bir taban kabul eder, ama tavan kabul etmez.

Bunun üç somut sonucu var. Birincisi, susma yoluyla alınmış bir ÇED uluslararası kredi süreçlerinde kullanılamaz; ayrı bir değerlendirme gerekir. İkincisi, acele kamulaştırma, kredi standartlarının en ağır başlığı olan arazi edinimi ve yeniden yerleşim kurallarını devreye sokar. Üçüncüsü, OECD Rehberi karşısında "iznimi yasaya uygun aldım" savunması geçerli değildir; Rehber, yerel hukuk daha gevşek olsa bile kendi düzeyinin tutturulmasını ister.

Denetim tarafında ise bir boşluk var. Türkiye, çevresel bilgiye erişimi, karar süreçlerine katılımı ve yargıya başvuruyu düzenleyen Aarhus Sözleşmesi'ne taraf değil. Bu yüzden "susan kurum onaylamış sayılır" türü bir kuralı taşıyabileceğiniz uluslararası bir denetim organı yok. Geriye bağlayıcı tek merci olarak AİHM kalıyor. AB İlerleme Raporları meseleyi kaydediyor — 2025 raporunda Türkiye'nin çevre alanında belirli düzeyde hazırlıklı olduğu ve bazı ilerlemeler kaydedildiği belirtiliyor — ama üyelik süreci fiilen durduğu için bu kaydın bir yaptırımı olmuyor.

Buradan çıkan asıl sonuç bir eşitsizlik. Genişleyen takdir yetkisi yatırımcı için de bir güvencesizlik kaynağı. Ama yatırımcının bu güvencesizlik için başvurabileceği uluslararası bir yol var. Türkiye 1987'de ICSID Sözleşmesi'ni imzaladı, sözleşme 1989'da yürürlüğe girdi ve maden ruhsatlarının iptali fiilen tahkim davası üretti: ABD'li Westwater Resources, bağlı şirketi Adur Madencilik'in uranyum ruhsatlarının iptali üzerine ikili yatırım anlaşmasına dayanarak 267 milyon dolar tazminat istedi.

Aynı belirsizliğe maruz kalan köylünün başvurabileceği benzer bir yol yok.

Yani düzenleme güvencesizliği ortadan kaldırmıyor. Eşitsiz dağıtıyor ve yalnızca bir tarafa uluslararası bir sigorta veriyor.
 

Bu iddialar nasıl sınanır?

Bir çerçevenin değeri, yanlışlanabilir öngörü üretmesine bağlıdır. Yukarıdakiler beş öngörüye indirgenebilir:

  1. İzin süreleri kısalırken, izinlere karşı açılan davalar ve iptal oranı artar.
  2. Uluslararası kredi kullanan projelerde, ulusal ÇED'e ek olarak ayrıca değerlendirme yaptırılması yaygınlaşır.
  3. Yeni ruhsatlar içinde, uluslararası standartlara bağlı olmayan şirketlerin payı artar.
  4. Katılımın daraldığı projelerde saha çatışmaları uzar ve sertleşir.
  5. Takdirle verilmiş izinlerin sonradan iptali, orta vadede yatırım tahkimi davalarını artırır.

Beşi de ölçülebilir, beşi de yanlışlanabilir. Özellikle birinci ve üçüncü öngörüler düzenlemenin amacıyla doğrudan çelişen sonuçlar söylediği için asıl sınav orada.
 

Karşı taraf ne diyor?

Bir yazının ciddiye alınması, karşı argümanın en güçlü halini kurmasına bağlı.

Beklemek de bir maliyettir. Yirmi bir kuruma dağılmış bir sürecin yarattığı belirsizlik gerçekti. Bunun bedelini sadece yatırımcı değil, istihdam ve yerel ekonomi de ödüyordu. Sonu gelmeyen bekleyiş, örtülü bir ret biçimidir.

Dağınık yapı da hesap verebilir değildi. Yirmi bir kurumun ayrı takdir kullandığı bir sistemde sorumluluk kimseye ait olmuyordu. Tek elde toplama, en azından hesap sorulabilecek bir muhatap yaratır. Yetkinin dağınık olması, sorumluluğun dağınık olması demek değildir.

Takdir yetkisi zaten vardı. Düzenlemeden önce de idare geniş takdir kullanıyordu. Fark, bu yetkinin artık açıkça yazılmış olması. Yazılmamış takdir, yazılmış takdirden daha denetlenebilir değildir.

Ham madde bağımlılığı gerçek bir sorundur. Stratejik madenlere ilişkin ayrı rejim sadece sermaye lehine bir tercih değil; tedarik güvenliği kaygısının ürünü. Benzer düzenlemeler AB dahil pek çok yerde yapılıyor.

Bu argümanlar yukarıdaki yedi sonucu geçersiz kılmıyor, ama üçünü sınırlıyor: eski parçalı yapıyı güzellememek, takdir yetkisinin bu düzenlemeyle icat edilmediğini kabul etmek ve gecikmenin maliyetini gerçek saymak gerekiyor.

Bu yazıyı asıl yanlışlayacak bulgu ise şu olurdu: ön denetim gevşerken denetim ve ceza kapasitesinin ölçülebilir şekilde arttığının, davaların artmadığının ve saha çatışmalarının uzamadığının gösterilmesi.
 

Sonuç: bugünün izni, yarının hesabı

Yedi sonucun ortak bir yapısı var. Hepsinde fayda bugün gerçekleşiyor, maliyet sonra ortaya çıkıyor ve maliyeti ödeyen, faydayı sağlayandan başkası oluyor.

İzin bugün veriliyor; bilginin üretilmemiş olmasının sonucu yıllar sonra görülüyor. Takvim bugün kısalıyor; hukuki kırılganlık işletme aşamasında çıkıyor. Yatırım bugün çekiliyor; nasıl bir yatırımcının çekildiği bir dönem sonra anlaşılıyor. İtiraz bugün bastırılıyor; sahada yarın büyüyor. Takdir yetkisi bugün genişliyor; tazminat riski başka bir hükümetin bütçesine düşüyor.

Bu yapı, düzenlemenin düzenleme  niyetiyle ilgili değil. İyi niyetle kurulmuş olsa da aynı sonucu üretir. Çünkü sorun tercihte değil, faydanın ve maliyetin zaman içinde eşitsiz dağılmasında.

Böyle yapıları düzeltmenin bilinen tek yolu, geleceğin maliyetini bugüne taşıyan mekanizmalar kurmaktır: bağımsız izleme, açık veri, sonradan sınanabilir taahhütler ve gerçekten işleyen bir denetim.

Bunlar kurulmadığı sürece hızlandırma bir verimlilik reformu değil, bir borçlanma biçimidir. Bugünün izni, yarının hesabına yazılır.
 

Kaynaklar

Düzenleme

  • 7554 sayılı Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun (Meclis'te kabul 19.07.2025; Resmî Gazete 24.07.2025, sayı 32965).
  • Değiştirilen kanunlar: 3213 Maden, 6446 Elektrik Piyasası, 4342 Mera, 2872 Çevre, 5346 Yenilenebilir Enerji.
  • MAPEG yetkilisinin tek pencere uygulamasına ilişkin açıklamaları (, Şubat 2026).
  • İklim Ağı, 2025 İklim Karnesi.

Uluslararası çerçeve

  • IFC Performans Standartları; Ekvator İlkeleri; EBRD ve Avrupa Yatırım Bankası çevresel-sosyal politikaları.
  • OECD Çok Uluslu İşletmeler Rehberi (2023 güncellemesi) ve Ulusal Temas Noktası başvuru usulü.
  • Aarhus Sözleşmesi (1998) — Türkiye taraf değildir.
  • Avrupa Komisyonu Türkiye Raporu, 24 Kasım 2025.
  • ICSID Sözleşmesi (Türkiye: imza 1987, yürürlük 1989); Westwater Resources / Adur Madencilik davası.

Kuramsal arka plan

  • Elinor Ostrom — dağınık yetki ve hata düzeltme kapasitesi.
  • Albert O. Hirschman, Exit, Voice, and Loyalty (1970) — itiraz kanalı kapandığında ne olur.
  • Kydland ve Prescott — kural ve takdir yetkisi; bugünün kazancı, yarının maliyeti.
  • George Akerlof — kural gevşemesinin hangi aktörü çektiği.
  • James C. Scott, Seeing Like a State (1998) — devletin bilgi üretme aygıtı.
Paylaş
İlgili Yazılar

Maden İzinleri Kurulu Kararlarının Hukuki Niteliği, Davalı Sıfatı ve Yargısal Denetimi

22.07.2026

CUT-OFF GRADE (BAŞABAŞ NOKTA ) NEDİR VE MADEN HUKUKUNDAKİ ÖNEMİ NEDİR?

15.07.2026

Kamu Hukuku Çözdü, Özel Hukuk Çözemedi: Madencilikte Jeolojik Yanılgının Sessiz Adaletsizliği

11.07.2026