RÖDÖVANS SÖZLEŞMESİNİN TEK TARAFLI FESHİ, TOPLU İŞSİZLİK VE KAMU VARLIKLARININ TASFİYESİ
RÖDÖVANS SÖZLEŞMESİNİN TEK TARAFLI FESHİ, TOPLU İŞSİZLİK VE KAMU VARLIKLARININ TASFİYESİ
Anayasa m.168 ve Maden Kanunu m.5 Ekseninde 2026 Soma–Işıklar/Yeni Anadolu Örneği
1. Giriş
Maden hukukunun en tartışmalı kurumlarından biri olan rödövans sözleşmesi, bir ruhsat sahibinin maden sahasının tamamını veya bir bölümünü, üretilen madenden alınacak pay (rödövans bedeli) karşılığında üçüncü bir kişiye işlettirmesi esasına dayanır.[1] Sözleşme, kamuya ait ve Devletin hüküm ve tasarrufu altında bulunan yer altı kaynaklarının fiilen özel hukuk tüzel kişilerince işletilmesi sonucunu doğurduğundan, başından beri anayasal ve kamusal güvencelerle gerilim içinde değerlendirilmiştir.
2014 yılında 301 madencinin yaşamını yitirdiği Soma faciasının ardından, kazanın yapısal nedenleri arasında taşeronlaşma ve rödövans uygulamaları yoğun biçimde tartışılmış; gerek TBMM Araştırma Komisyonu raporunda gerek meslek örgütlerinin değerlendirmelerinde, üretimin rödövans ve taşeron eliyle yürütülmesinin iş sağlığı ve güvenliği üzerindeki olumsuz etkisine dikkat çekilmiştir.[2] Aradan geçen on iki yılda madenci ailelerinin adalet arayışı büyük ölçüde sonuçsuz kalırken
— kamu görevlileri yönünden açılan davaların 2026 yılında zamanaşımı nedeniyle düşürülmesi bu tablonun son halkasıdır[3] —, aynı havzada bu kez bambaşka bir kriz patlak vermiştir. 2026 yılında Soma'daki Işıklar Maden Ocağı'nda yaşanan özelleştirme, tasfiye ve toplu işten çıkarma süreci, rödövansın bu kez bir güvence çözücü mekanizma olarak nasıl işlediğini gözler önüne sermiştir.
Bu çalışma, söz konusu olayı bir vaka analizi olarak ele almakta ve iki temel iddiayı işlemektedir: Birincisi, rödövans sözleşmesinin tek taraflı feshinin, binlerce işçinin iş güvencesini ortadan kaldıran toplu işsizliğin hukuki gerekçesine dönüştürülmesi; ikincisi, kamuya ait bir maden sahasının, iştirak yapısı ve rödövans kullanılarak ihale rejimi dışında özel sektöre aktarılmasının kamu yararı ilkesiyle bağdaşmadığıdır. Tartışma, Anayasa m.168 ve Maden Kanunu m.5'in çizdiği çerçeveye oturtulmaktadır.
2. Kavramsal ve Normatif Çerçeve
2.1. Anayasa m.168: Tabii Servetlerin Devletin Hüküm ve Tasarrufunda Olması
Anayasa'nın 168. maddesi, tabii servetler ve kaynaklar üzerinde Devlete münhasır bir egemenlik tanır. Maddeye göre tabii servetler ve kaynaklar Devletin hüküm ve tasarrufu altındadır; bunların aranması ve işletilmesi hakkı Devlete aittir. Devlet bu hakkını belli bir süre için gerçek ve tüzel kişilere devredebilir; ancak hangi kaynağın hangi koşullarla işletileceği, devrin ölçütleri ve denetimi kanunla belirlenir.[4]
Bu hükmün özü şudur: Maden, hiçbir zaman tam anlamıyla özel mülkiyete konu olmaz; özel kişiye geçen şey, sınırları kanunla çizilmiş ve kamu yararı denetimine tabi bir işletme hakkıdır. Kaynağın kamusal niteliği, devirden sonra dahi varlığını sürdürür. Dolayısıyla işletme hakkının kullandırılma biçimi, kamu yararı ölçütünden bağımsız düşünülemez.
2.2. Maden Kanunu m.5: Maden Haklarının Bölünmezliği ve Devredilebilirliği
3213 sayılı Maden Kanunu'nun 5. maddesi, maden haklarının hukuki rejimini düzenler. Madde uyarınca madenler Devletin hüküm ve tasarrufu altında olup, maden hakları bir bütün olarak doğar ve bu niteliğiyle bölünemez. Maden ruhsatı sahibine tanınan hak; devredilebilen, ancak parçalanarak farklı kişilere dağıtılamayan bütünsel bir haktır.[5] Bu “hakların bölünmezliği” ilkesi, rödövans tartışmasının kalbinde yer alır.
Zira rödövans, hukuken ruhsatı devretmese de, sahanın fiili işletme yetkisini üçüncü kişiye geçirir. Ruhsat sahibi kâğıt üzerinde hak sahibi olarak kalırken, üretim, istihdam, iş sağlığı-güvenliği yükümlülükleri ve fiili tasarruf rödövansçıya geçer. Doktrindeki eleştirel görüş, bu durumun bölünmezlik ilkesinin lafzına değilse de ruhuna aykırı bir fiili bölünme yarattığını; sorumluluğun ruhsat sahibi ile işletici arasında dağılmasının, kazalarda ve mali çöküntülerde hesap verebilirliği zayıflattığını ileri sürer.[6]
2.3. Soma Sonrası Mevzuat ve Kamu Sahalarında Rödövans
2014 faciasının ardından yasa koyucu, kamu eliyle yürütülen yer altı kömür madenciliğinde rödövans ve taşeron uygulamalarını sınırlama yönünde adımlar atmıştır. 2015 yılında 6592 sayılı Kanun'la getirilen düzenlemeler ve sonraki değişiklikler, rödövanslı işletmelerin artan iş güvenliği ve istihdam maliyetlerini telafi etmeye yönelik destek mekanizmaları içerse de, kamu kaynaklarının özel işletmeciliğe açılması sorununu yapısal olarak çözmemiştir.[7] Nitekim bu maliyet baskısı, 13 Haziran 2026 tarihli ve 11416 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı ile yer altı maden işletmelerine 2026-2028 dönemi için yeni destek katsayıları getirilerek yeniden ele alınmıştır.[8]
3. Olay: 2026 Soma–Işıklar/Yeni Anadolu Süreci
3.1. Kamuya Geçiş ve İştirak Yapısı
Işıklar Maden Ocağı, 2014 faciasının yaşandığı havzada yer alan ve faciadan sonra kamu mülkiyetine alınan stratejik bir sahadır. Saha, Türkiye Kömür İşletmeleri'nin (TKİ) iştiraki olan Yeni Anadolu Madencilik A.Ş. eliyle işletilmeye başlanmıştır.[9] 2019 yılında, sahadaki çalışanların hakları ödenerek devralınan işletme, böylece kamucu bir model içinde yeniden yapılandırılmıştır.
3.2. Tasfiye ve Ruhsatın İhalesiz Devri
Süreç, 2026 yılında köklü biçimde tersine dönmüştür. Yeni Anadolu Madencilik A.Ş.'nin TKİ'ye karşı yükümlülüklerini yerine getiremediği gerekçesiyle tasfiye sürecine girmesinin ardından, 8 Mayıs 2026 tarihinde TKİ ile Soma Kartal Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında “Ruhsatın Satış Yolu ile Devri” sözleşmesi imzalanmıştır.[10] Böylece, faciadan sonra kamuya kazandırılan saha, yaklaşık yedi yıl sonra yeniden ve bu kez doğrudan özel sektöre aktarılmıştır.
Sürecin hukuki açıdan en kritik yönü, devrin ihalesiz gerçekleştiği yönündeki iddiadır. Meslek örgütleri, sahaların TKİ'nin iştiraki üzerinden rödövans ve taşeron ilişkisi kullanılarak Kamu İhale Kanunu'nun rekabet ve saydamlık ilkelerinin etrafından dolanılması suretiyle üçüncü kişilere geçirildiğini ileri sürmüştür.[11] İştirakin TKİ'den ihalesiz olarak saha devralabilmesi, kamusal varlığın piyasaya açılmasında bir geçiş kayışı işlevi görmüştür.
3.3. Rödövans Feshine Dayandırılan Toplu İşten Çıkarma
Devrin tamamlanmasının hemen ardından, işletmeci Yeni Anadolu Madencilik A.Ş., TKİ'nin rödövans sözleşmesini tek taraflı iptal etmesini gerekçe göstererek, sahada çalışan işçilerin iş sözleşmelerinin 9 Temmuz 2026 tarihinde sona ereceğini bildirmiştir. Resmi tebligata göre etkilenen işçi sayısı 1.361 olup, sendika kaynakları rakamı yaklaşık 2.000 olarak ifade etmiştir.[12] Böylece bir kamusal hukuki ilişkinin (rödövansın) sona erdirilmesi, doğrudan binlerce iş sözleşmesinin feshinin dayanağı hâline getirilmiştir.
4. Hukuki Değerlendirme
4.1. Rödövans Feshinin Toplu İşsizliğin Aracına Dönüşmesi
İş hukuku bakımından dikkat çekici olan, fesih gerekçesinin işçiyle işveren arasındaki ilişkiden değil, işveren ile kamu kurumu arasındaki rödövans ilişkisinin sona ermesinden türetilmesidir. İşletmeci, rödövansın iptalini bir “işyerinin kapanması” hâli gibi sunarak iş sözleşmelerini topluca feshetmektedir. Oysa rödövansın feshi, idare ile işletmeci arasındaki bir tasarruf olup, işçilerin iş güvencesini doğrudan ortadan kaldıracak biçimde kullanılması, fesihte son çare (ultima ratio) ilkesi ile bağdaşmaz.[13]
Burada asıl tartışılması gereken, sahanın el değiştirmesinin bir işyeri devri niteliği taşıyıp taşımadığıdır. Üretim faaliyeti aynı sahada, aynı ekonomik bütünlük içinde, yalnızca işleten değişerek sürecekse, iş sözleşmelerinin yeni işletmeciye geçmesi (işyeri devrinde işçilik haklarının korunması) gündeme gelebilir. İşletmecinin tüm sözleşmeleri feshedip işçileri devralan şirketin “gönüllü” ve “aşamalı” işe alımına tabi kılması ise, kazanılmış hakların ve kıdemin sıfırlanması riskini doğurur.[14]
4.2. Kamu Varlığının Tasfiyesi ve Kamu Yararı
Olayın kamu hukuku boyutu, Anayasa m.168'in çizdiği çerçeveyle doğrudan ilgilidir. Faciadan sonra kamuya kazandırılan bir saha; iştirak → tasfiye → ihalesiz devir zinciriyle yeniden özel sektöre aktarıldığında, Devletin tabii kaynak üzerindeki hüküm ve tasarruf yetkisinin kamu yararı amacına uygun kullanılıp kullanılmadığı sorusu kaçınılmaz olarak gündeme gelir. Bir kamu iştirakinin önce yükümlülüklerini yerine getiremez duruma getirilip ardından tasfiye edilmesi ve bu yolla sahanın ihale güvencelerinden yoksun biçimde devredilmesi, kamu yararı testini geçmekte güçlük çeker.[15]
Kamu yararı, burada üç düzeyde ihlal edilmektedir. İlk olarak, üretken bir kamu varlığının elden çıkarılması, kamu mülkiyetinin korunması ilkesine aykırıdır. İkinci olarak, devrin ihalesiz yapılması, Kamu İhale Kanunu'nun dayandığı saydamlık, rekabet ve kamu kaynaklarının verimli kullanımı ilkelerini zedeler. Üçüncü olarak, sürecin sonunda binlerce işçinin işsiz bırakılması ve bölge ekonomisinin çökme riskiyle karşılaşması, sosyal devlet ilkesiyle çelişir.[16]
4.3. Enerji Zinciriyle Bütünsel Çöküş
Madencilikteki tasfiye, enerji üretim zinciriyle iç içe geçerek bütünsel bir krize dönüşmüştür. 2015'te özelleştirme kapsamında devredilen Soma Termik Santrali'nde, kömür tedarikinin durması ve borç yükü nedeniyle 17 Haziran 2026 itibarıyla üretim tamamen durmuş;[17] 19 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete'de yayımlanan kararla Soma-A Termik Santrali'nin özelleştirilmesi kesinleşmiştir.[18] Madencilik ve enerji ayağının eşzamanlı tasfiyesi, rödövans ve özelleştirme politikalarının kamusal altyapıyı nasıl bir bütün olarak çözdüğünü göstermektedir.
5. 2014 Faciasıyla Yapısal Süreklilik
2026 krizi, 2014 faciasından kopuk bir olay değil, aynı yapısal mantığın farklı bir görünümüdür. Faciada üretim, rödövansçı ve taşeron bir işletmeci eliyle, maliyet baskısı altında yürütülüyordu; sorumluluğun ruhsat sahibi ile işletici arasında dağılması, hem kazanın önlenmesini hem de sonrasında hesap verilmesini güçleştirmişti. 2026'da ise aynı rödövans-taşeron mimarisi, bu kez bir iş kazası olarak değil, planlı bir istihdam ve kamu varlığı tasfiyesi olarak tezahür etmiştir.[19]
Bu süreklilik, rödövansın yalnızca bir iş güvenliği sorunu değil, aynı zamanda bir kamu yararı ve mülkiyet rejimi sorunu olduğunu ortaya koyar. Anayasa m.168'in koruma altına aldığı kamusal nitelik, rödövans ve iştirak yapıları aracılığıyla aşındırıldığında, sonuç ister kaza ister tasfiye biçiminde olsun, bedeli ödeyen daima emekçi ve toplum olmaktadır.
6. Sonuç ve Öneriler
2026 Soma–Işıklar olayı, rödövans sözleşmesinin Türk maden hukukundaki yapısal sorunlarını çıplak biçimde göstermektedir. Bu çalışmada savunulan iki tez doğrulanmaktadır: Rödövansın tek taraflı feshi, bir yandan binlerce işçinin iş güvencesini ortadan kaldıran toplu işsizliğin hukuki aracı; öte yandan kamuya ait bir maden sahasının ihale güvenceleri dışında özel sektöre aktarılmasının zincir halkası olmuştur. Her iki sonuç da Anayasa m.168 ile Maden Kanunu m.5'in koruma amacına ve kamu yararı ilkesine aykırıdır.
Bu çerçevede aşağıdaki öneriler getirilmektedir:
1. Kamu kurum ve iştiraklerinin (TKİ, TTK) elindeki yer altı kömür sahalarının rödövans ve taşeron yoluyla işlettirilmesine yönelik yasal sınırlamalar, istisnaları daraltacak biçimde güçlendirilmeli; kamusal işletme esas, devir istisna hâline getirilmelidir.
2. İştirak yapıları üzerinden gerçekleştirilen saha devirleri, Kamu İhale Kanunu'nun saydamlık ve rekabet ilkelerini dolanmayı önleyecek biçimde açıkça düzenlenmeli; ihalesiz devir yasağı iştirakleri de kapsamalıdır.
3. Saha el değiştirmelerinde işyeri devri hükümlerinin uygulanması zorunlu kılınmalı; rödövansın feshi, kazanılmış işçilik haklarını ve kıdemi sıfırlayan bir toplu fesih gerekçesi olarak kullanılamamalıdır.
4. Rödövans ve özelleştirme kararlarında, kararı veren idare için bağlayıcı bir kamu yararı ve sosyal etki değerlendirmesi (istihdam, bölge ekonomisi, iş güvenliği) yapılması usul şartı hâline getirilmelidir.
5. Maden Kanunu m.5'teki hakların bölünmezliği ilkesi, fiili işletme yetkisinin parçalanmasını da kapsayacak biçimde yeniden yorumlanmalı; ruhsat sahibinin iş sağlığı-güvenliği ve işçilik alacaklarındaki sorumluluğunun rödövansla devredilemeyeceği açıkça hükme bağlanmalıdır.
Sonuç olarak, Soma havzasında 2014'te kaybedilen 301 can ile 2026'da işini kaybeden binlerce madenciyi birbirine bağlayan ortak ipliğin, kamusal kaynağın kâr odaklı bir mantıkla parçalanması olduğu görülmektedir. Rödövans, bu parçalanmanın hem aracı hem de simgesidir. Anayasa'nın tabii servetlere tanıdığı kamusal koruma, ancak rödövans ve gizli özelleştirme uygulamalarından arındırılmış, kamucu ve liyakat esaslı bir madencilik politikasıyla gerçek anlamını bulabilir.
Kaynakça
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası, m.168.
3213 sayılı Maden Kanunu, m.5 ve ilgili hükümler.
Maden Yönetmeliği, rödövans sözleşmelerine ilişkin hükümler.
6592 sayılı Kanun (2015) ve sonraki değişiklikler; rödövanslı saha işletmelerine destek düzenlemeleri.
13 Haziran 2026 tarihli ve 11416 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, yer altı maden işletmelerine destek (Resmî Gazete).
19 Haziran 2026 tarihli Soma-A Termik Santrali özelleştirme kararı (Resmî Gazete).
TMMOB Maden Mühendisleri Odası, Soma–Işıklar/Yeni Anadolu sürecine ilişkin açıklamalar (2026).
Türkiye Maden İşçileri Sendikası ve Bağımsız Maden-İş açıklamaları (2026).
Soma faciası ceza davaları ve 2026 zamanaşımı kararlarına ilişkin kamuya açık haber ve hukuki değerlendirmeler.
Rödövans sözleşmesinin hukuki niteliğine ilişkin doktrin ve Yargıtay içtihadı.
Not: Çalışmadaki 2026 tarihli olgular kamuya açık basın ve meslek örgütü kaynaklarına dayanmakta olup, akademik yayın öncesinde Resmî Gazete metinleri, devir sözleşmesi ve mahkeme kararlarının asıllarıyla teyit edilmesi önerilir.
- Rödövans, mevzuatta tek tip biçimde tanımlanmamış olup uygulamada büyük ölçüde Maden Yönetmeliği'nin ilgili hükümleri ve Yargıtay içtihadıyla şekillenmiştir. Sözleşmenin hukuki niteliği doktrinde hasılat kirası benzeri sui generis bir sözleşme olarak tartışılmaktadır. ↑
- Facianın işletmecisi Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin de sahada bir rödövansçı/taşeron konumunda olduğu, kamu otoritesi ve meslek örgütleri tarafından sürekli vurgulanmıştır. Bkz. TMMOB Maden Mühendisleri Odası açıklamaları (2026). ↑
- Soma faciasında kamu görevlilerine ilişkin davada, istinaf dairesi 2026 yılı Mart ayında “görevi kötüye kullanma” suçunun sekiz yıllık olağan zamanaşımına tabi olduğunu belirleyerek bir bölüm sanık hakkındaki davaların düşmesine hükmetmiş; ayrıca yaşamını yitirenlerin yakınlarının davaya katılma talebini reddetmiştir. Aile avukatları kararı sert biçimde eleştirmiştir. ↑
- Anayasa m.168. Hükmün özelliği, Devletin işletme hakkını devredebilmesini istisnai ve kanunla sınırlanmış bir yetki olarak kurgulamasıdır; asıl olan kaynağın kamusal niteliğinin korunmasıdır. ↑
- 3213 sayılı Maden Kanunu m.5. Hükmün getirdiği iki temel ilke, maden haklarının devredilebilirliği ile bu hakların bölünmezliğidir. Bölünmezlik ilkesi, bir ruhsat sahası üzerindeki hakların tek elde ve bütün olarak kalmasını amaçlar. ↑
- Eleştirel doktrin, rödövansın ruhsat sahibi ile fiili işletici arasında bir “sorumluluk boşluğu” doğurduğunu; bu boşluğun özellikle iş kazalarında ve işçilik alacaklarında mağduriyete yol açtığını vurgular. Soma faciası, bu eleştirinin en somut dayanağı olmuştur. ↑
- 2015 tarihli 6592 sayılı Kanun ile rödövanslı saha işletmelerine yönelik destek ve maliyet telafisi düzenlemeleri yürürlüğe girmiştir. Bu desteklerin kapsam ve yeterliliği, sektör temsilcilersince sürekli tartışma konusu yapılmıştır. ↑
- 13 Haziran 2026 tarihli ve 11416 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı, yer altı kömür işletmelerinde randıman değerlerine bağlı destek katsayıları (0,8–1,0) öngörmüş; 2026-2028 dönemi için işçi başına destek esaslarını yeniden düzenlemiştir. Düzenlemenin yalnızca üç yılı kapsaması, madenciliğin uzun vadeli planlama ihtiyacı karşısında “geçici pansuman” olarak nitelendirilmiştir. ↑
- Yeni Anadolu Madencilik A.Ş.'nin ortaklık yapısında S.S. Amasya Pancar Ekicileri Kooperatifi, Kömür İşletmeleri A.Ş., TKİ ile Merzifon ve Amasya Belediyeleri yer almaktadır. Şirket, kuruluşundan itibaren önemli miktarda kömür üretimi gerçekleştiren bir kamu iştirakidir. ↑
- TKİ ile Soma Kartal Kömür İşletmeleri A.Ş. arasında 8 Mayıs 2026 tarihinde imzalanan otuz dört sayfalık devir sözleşmesi kapsamında, devralan şirket ilk etapta yüzde 30 peşinat, KDV ve damga vergisi dahil toplam 48.625.000 TL ödeme yapmış; kalan tutarın azami 48 ay vadeyle taksitlendirildiği bildirilmiştir. ↑
- TMMOB Maden Mühendisleri Odası, sahaların “Kamu İhale Kanunu'nun arkasından dolanılarak rödövans yoluyla ihalesiz olarak üçüncü şahıslara devredildiğini” belirtmiştir. Odaya göre Yeni Anadolu Madencilik'in TKİ iştiraki olması, ihalesiz saha devrini hukuken mümkün kılan kilit unsurdur. ↑
- İşletmeci şirket, ekonomik, hukuki ve işletmesel gerekçelerle faaliyetlerin 9 Temmuz 2026'da sona ereceğini; işçilik alacaklarının yasal süreçler ve toplu iş sözleşmesi hükümleri çerçevesinde, fesih sonrası gönüllü arabuluculuk görüşmeleriyle tek seferde ödeneceğini duyurmuştur. Bağımsız Maden-İş, işten çıkarmanın “rödövans sözleşmesinin iptali” gerekçesine dayandırıldığını kamuoyuna bildirmiştir. ↑
- Geçerli/haklı nedenle fesihte aranan ölçülülük ve son çare ilkesi uyarınca, işverenin feshe başvurmadan önce istihdamı koruyacak alternatifleri (devralan işletmede iş ilişkisinin sürdürülmesi, işyeri devri hükümlerinin uygulanması) değerlendirmesi beklenir. ↑
- Sendika temsilcileri, devralan şirketin işçilerin tamamını değil aşamalı olarak işe alacağını ve sahada yeraltı yerine açık ocak üretimine geçilebileceğini; bunun istihdam hacmini daraltacağını ifade etmiştir. Bu beyanlar, sürecin gerçek bir işyeri devrinden çok istihdamın tasfiyesi yönünde işlediğine işaret etmektedir. ↑
- TMMOB, Yeni Anadolu Madencilik'in “adım adım kamuculuktan uzaklaştırıldığını” ve kamu yararı ekseninden çıkarıldığını; kurulduğu günden bu yana milyonlarca ton kömür üreten şirketin tasfiye aşamasına gelişinin rant odaklı politikaların sonucu olduğunu değerlendirmiştir. ↑
- Soma'da maden ve enerji sektörüne bağlı yaklaşık on iki bin kişinin istihdam edildiği; üretimin durması hâlinde nakliyeciler, esnaf ve binlerce ailenin doğrudan etkileneceği belirtilmektedir. Bölgeden göçün on bini aştığı yönündeki sendika beyanları, sosyal maliyeti ortaya koymaktadır. ↑
- Yaklaşık 980 MW kurulu güce sahip Soma-B Termik Santrali'nde, TKİ'nin kömür sevkiyatını durdurması, teşviklerin sona ermesi ve artan maliyetler gerekçesiyle 17 Haziran 2026'da üretim durmuştur. Santrali işleten kuruluşun yöneticisi, enerji sektörüne girmenin bir hata olduğunu kamuoyu önünde ifade etmiştir. ↑
- 19 Haziran 2026 tarihli Resmî Gazete kararıyla, EÜAŞ'a ait Soma-A Termik Santrali ve taşınmazları 436 milyon TL bedelle özel bir şirkete devredilmiştir. Böylece havzadaki hem maden hem termik santral varlıkları kısa süre içinde özelleştirme/tasfiye sürecine girmiştir. ↑
- Meslek örgütü, geçmişteki kazaların çoğunda işletenlerin taşeron veya rödövansçı olduğunu; Soma Kömür İşletmeleri A.Ş.'nin de bu konumda bulunduğunu hatırlatarak, 2026'da yaşananları özelleştirme politikalarının doğrudan bir sonucu olarak nitelendirmiştir. ↑